Oradan Buradan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oradan Buradan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2015

Terapi Niyetine 10 Instagram Hesabı - 10 Therapeutic Instagram Accounts

Hoff iki gecedir rüyamda terör saldırısına kurban gidiyorum. Tıtıtıtı, sakallı adamlar ellerinde kalaşnikof delik deşik ediyor beni, benimle beraber koca mahalleyi. Geçen gün de hamster olmuştum. Artık neler dönüyorsa o küçük kafamda. Ufak ufak sıyırırken kendimi Instagram'a vereyim de gözüm göynüm açılsın, unutayım dünyanın gamını kederini dedim. Hani böyle mutlandıran, anam anam dedirten hesaplar vardır ya onlara sardım. Paylaşıyorum. Arz ederim.

These are Instagram accounts that make you smile no matter what mood you are in. Kind of a quick mind therapy. Couldn't keep them to myself. Enjoy.


@alexmdc
     grafik tasarımcı. mesela obez süper kahramanlar çiziyor. son bıraktığımda yarattığı vefasız karakterle dövüşüyor, ağzını burnunu kırdırtıyordu.
     designer. draws super heroes, obese ones as well. last time I saw him, he was in a fight with his evil character.





@biddythehedgehog
     gezgin kirpi. sevilir ki bu.
     traveller hedgehog.



26 Ocak 2015

Bebek Kaçırma Operasyonu - Operation Babylift

Vietnam Savaşı enteresan bir dönem. Her savaş gibi pisliği türlü türlü. Taraflar malum: ABD ve Batı destekli Güney Vietnam, Sovyetler ve Çin güdümlü komünist Kuzey'e karşı. Savaş süne süne yıllarca sürüyor, bataklık gibi giren çıkamıyor. O kadar ki Fransa işin içinden çıkamayınca ihaleyi ABD'ye yıkıp ortadan yok olur. Amerika da dünyanın ağası heybetiyle girdiği savaştan burnu sürte sürte, arkasını her zamanki gibi darmaduman bırakıp, çıkar.

Ama konu o değil, bu: "Operation Babylift".
Sene 1975, savaşın 20. ve son yılı, güneyin başkenti Saigon yoğun bombardıman altında. Vietnam'da yer gök yetim öksüz çocuk dolu, yetimhaneler tıklım tıklım. Kimi aileler de çocuklarını açlıktan ya da çatışmalardan ölmesinler diye yabancı yetkililere teslim etmiş. Çocukları bombardımandan kurtarmak için Başkan Ford'un -günahlarını affettirmek için olsa gerek- verdiği talimatla uçakla posta posta ABD'ye, Avustralya'ya, Fransa'ya, Kanada'ya yolluyorlar. Hatta bu uçuşlardan birinde uçak düşüyor da 78'i çocuk 138 kişi ölüyor. Operasyon 3 Nisandan 26 Nisana kadar sürüyor, 3.300'ü aşkın çocuk taşınıyor, gönderildikleri yerlerde ailelerce evlat ediniliyor.

Çok acaip fotoğraflar kalıyor geride. Film karesi gibi ama değil. Kötü.

6 Ocak 2015

Az Zamanda Büyük İşler Başaracağız Seninle '15

2015, senden beklentim büyük. Ümitlerimin hepini topunu sana bağladım. Geçen seneyi hiç yaşanmamış kabul ediyorum, o yüzden iki senelik çalış piliiz.
Beyaz sayfa açalım hesabı karla başladın, o iyi.

Öyle bir yıl ol ki...
Mesela benzindeki vergiler kalksın, benzinliklere şarkılarla girelim, halaylarla çıkalım. Gerekirse galon galon eve alalım, bir kenarda dursun, zevk için misafire ikram edelim...
Islak burunlu köpek de istiyorum. Adını "Teletabi" koyabilirim. İki tane olursa "Cin-Tonik" düşünüyorum. Üç olursa isim misim koymam. Bahçelere salayım, bokunu temizleyeyim. Ama koşullar elverişli değil daha, hayvancağız apartmanda telef olmasın, hakkım saklı dursun...
Ha bak seyahatin bol olsun, zira yol çok, vakitse dar...
Doğru düzgün, az sermayeli bol hayalli bir iş kurdur, Allah utandırmasın, ufak ufak başlat, oradan al yürüt...
Şu kafayı da bir temizle, öyle aklını yitirmiş deli danalar gibi dolaştırma beni. Yerim, yurdum, evim, erim belli olsun tez zamanda. Çok lütfen...
Sonra dünya artık ütüsüz yaşamı benimsesin. Hazırız buna. Gerçekten. Bunu başarırsak slip mayoyla badem bıyığa da sıra gelebilir. İnanmak başarmanın yarısıdır...
Bir yelkenli turu nasip eyle ya 2015. Miçosu ben olayım. Rüzgar efil efil essin. Instagram'da her anını hashtag hashtag ifşa edeyim, önümden "like" etsinler, arkamdan görgüsüz desinler...
Kitaplara boğ beni. Güzel olsunlar. Gizli gizli sayfalarını da koklarım hem...

28 Aralık 2014

Hikayesi Olan Fotoğraflar Vol.3

İkinci Dünya Savaşı insanlık tarihi ve utancında öyle bir dönem ki, yazısı çizisi hikayesi kitabı fotoğrafı bin yıl geçse bitmez.
Bütün karanlığı içinde yine de ümit yeşerten, insanoğluna bir gıdım da olsa inancı yerine getiren birkaç resim buldum. Kendime saklayamadım.

Savaş süregelirken yeni ayakkabılarına kavuşan çocuğun tarifsiz mutluluğu
1940, Avusturya
Londra'da Holland-House Kütüphanesi Alman hava saldırılarında yıkılmış, ama bazıları için kitabın yeri ve zamanı yok
1 Ekim 1940, İngiltere

7 Aralık 2014

Talat Halman'ın Ardından İki Kelam Etmek

Üç gün önce öyle birisi gitti ki aramızdan... Birkaç gazetede ufacık bir haber oldu, bitti. O da eski bakanlığının hatırına. Kızdım. Kıymetli insanları yaşarken harcamamıza, öldükten sonra bile hakkını teslim edememize kızdım... Üç kuruş etmeyecek ne idüğü belirsiz zavallıların manşetleri süslemesine, ülke idare etmesine, köşeyi hızlı yoldan dönmesine, televizyonlarda "uzman" olarak bize kakalanmasına... Sığırların dünyasında ot olmaya... Kızdım işte.

Wikipedia'da Talat Sait Halman'a bir bakın hele. Türkçe makale yarım sayfa, İngilizce başlık onun beş katı. Adam Amerika'nın en iyi üniversitelerinde, Princeton'da, Columbia'da, Pennsylvania'da, New York'da onlarca yıl hocalık yapmış, bölüm başkanı olmuş. Türk dilini, edebiyatını, kültürünü, Ortadoğu'yu, Yunus Emre'yi, Nasrettin Hocayı anlatmış. Mevlana'yı ABD'de meşhur etmiş. Shakespeare'i, Faulkner'ı, eskimo şiirlerini Türkçeye çevirmiş. Şiir yazmış bol bol. Onlarca kitap yayınlamış. Türkiye'nin ilk kültür bakanı olmuş. Tiyatroyu, sanatı desteklemiş, ama lafta değil, bunun amme ihtiyacı olduğuna gönülden inanarak yapmış bu işi. Memleketin ilk kültür elçisi olmuş. UNESCO Hizmet madalyası almış, İngiltere Kraliçesinden "Knight Grand Cross" alıp "sir" olmuş, dünya yazarlarının en meşhur oluşumu PEN'de yürütücü komite üyesi olmuş. Daha bu böyle gider.

Donanımlı zekasını kibar ve hınzır gülümsemesinin ardına gizler, karşısındakine tevazuyla yaklaşır, kimseyi kırmaz dökmezdi. Hayatımda gördüğüm en klas adamlardan biriydi.
En son Bilkent Üniversitesinde Edebiyat Fakültesi dekanıydı. Kapısındaki yazıyı gören herkes kendini bir toparlayıp öyle girerdi odaya: "Nezaketle çalınız, zarafetle giriniz."
Talat Hoca bize birkaç gömlek büyük geldi. Mekanı cennet olsun.

29 Kasım 2014

Kurbağayı Takip Et - Rainforest Alliance

"Kurbağayı takip et" diyen güzel hareket kendisi.
Birkaç kelimeyle özetlersek; toprak kullanım yöntemleri, iş teamülleri ve tüketici alışkanlıklarını değiştirerek biyo-çeşitliliğe sahip çıkmak ve sürdürülebilir geçim kaynakları yaratmak. Evet, evet biraz karmaşık oldu.
O zaman şöyle diyeyim: kıt kaynaklı dünyamıza sahip çıkarak üretmek-tüketmek. Ha tamam insanlar geçimlerini doğadan sağlasın, sağlasın ama üç-beş sene içinde doğayı, toprağı, hayvanları tüketip iki eli böğründe kalarak değil. Zira azıcık gözümüzü açarsak, dünyanın ufak ufak tükendiğini görmemek için saldım çayıra, mevlam kayıra gamsızlığında olmak gerek.

Basit bir sistem: Sen bir firmasın. Orman veya tarım ürünleri üretiyorsun. Ya da turizmle uğraşıyorsun ve sürdürülebilir yöntemler kullanıyorsun, karbon salımını azaltıyorsun. Başvuruyorsun Rainforest Alliance'a. Bunların 1987'den beri bir sürü sürdürülebilirlik kriteri var, seni denetliyorlar, standartları tutturuyorsan, veriyorlar sertifikanı, yapıştırıyorlar ürününe kurbağa etiketini.
Duyarlı müşteri de dünya kaynaklarını rasyonel kullanan, ortalığı toz duman etmeden üreten yeşil kurbağayı takip ediyor. Memleketimizde çok yaygın değil ama gelişmiş ülkelerde insanlar alışveriş yaparken bunları ciddi ciddi dikkate alıyor.
Birliğin websitesinde her ülkedeki kurbağalı ürünler listesi yayınlanıyor. Tam da burada.

10 Kasım 2014

10 Kasım Manşetleri

76 yıl sonra hiç tanışmadığımız biri için hala gözyaşı döküyorsak...
Yaptıklarını hiçe saymak için bazıları hala bunca didiniyorsa...
Didinip didinip o ismi yine de silemiyorlarsa...

Vardır O Adamda bir keramet.

(Kıyaslama sevenlere dipnot: 76 yıl sonra bugünkü "dünya liderleri"ne de böyle anılmak nasip olsa bari)

17 Ekim 2014

Ölüme Şarapla Gitmek

Tanımadığım birinin intiharı darmadağın etti beni. İki gündür başka şey düşünemez oldum. Mehmet Pişkin. Veda videosunu, son şarabını ve sigarasını Facebook'ta paylaştıktan sonra kendini öldüren adam.

Alelade bir intihar değil, adam düpedüz ölümünü seçmiş. Alabildiğine zarif bir biçimde. Cesurca. Doğru mu yaptı bilemem ama öyle bir anlık gazla değil, üzerinde uzun uzun düşünerek, tartıp biçerek ölümü seçmiş. Konuşması, seçtiği veda şarkısı ("Everytime we say goodbye, I die a little...") bile kafasının çalıştığına işaret. Ama bakışları yorgun, gülümsemesi kırgın.

Hissettikleri, anlattıkları yakın geldi bana. Pek çoğumuza öyle geldi sanırım. Uçurumun kenarından aşağıya bakanlarımız için korktum, üzüldüm, sonra yine korktum. Ya bir şeyler bırakmak lazım buralara, ya da bırakıp gitmek lazım buraları. Ama bu dünya çok da müsaade etmiyor güzel şeylere. Daha ne kadar direnebiliriz ki?

Ekşisözlük'te 'bushu' öyle güzel özetlemiş ki her şeyi:

"güzel insanların tutunamadığı, tutunmak için neden bulamadığı bir düzende/zamanda/ortamda yaşamaya çalışmak"...

Huzurla dinle(n) güzel insan...

23 Eylül 2014

İspanya'da Çin Lokantası Kapatmak

Öyle her babayiğidin harcı değil o iş.
1963'de "55 Days at Peking" (Pekin'de 55 Gün) filmi çekiliyor. Hikaye Çin'de geçiyor. Tabi o zamanlar Çin sıkı komünist, bugünkü gibi sulandırılmış değil. Amerikalılar elini kolunu sallaya sallaya gidip çekim yapamıyorlar, izin çıkmıyor.
Bunun üzerine yapımcılar Madrid yakınlarında minik bir Pekin yaratıyorlar. Ama filmin konusu gereği bir sürü, bir sürü çekik figüran lazım. Öyle üç beş değil, 2000'e yakın adam lazım. O yıllarda henüz Uzakdoğu'dan Avrupa'ya akın akın göç olmamış. Çok seçenek yok, önce Madrid'den, sonra tüm İspanya'dan topu topu 150 kişi toplayabiliyorlar. Yetmeyince de Avrupa'nın her yerinden otobüs otobüs, uçak uçak adam taşıyorlar sete.


Bu arada filmin çekildiği süre boyunca, restoran sahibinden ustasına, garsonuna herkes artistlik peşinde olduğundan İspanya'daki neredeyse tüm Çin lokantaları kapalı kalıyor. İspanya perişan, Çin yemeğine aç...

28 Ağustos 2014

Sevgili Panda, Üç Kuruşluk Bambuya Kendini Satmayacaktın

Şu dünyada pandalar olmasa yemin ederim hiç çekilmez buralar. Tipini sevdiğimin pandası. Malum kendisinin nesli tehlikede. Bunu zaten yıllardır biliyoruz da, bu sevimli tosunlar da duruma uyanmışlar herhalde.
Çin resmi haber ajansı Xinhua'ya göre Çin'deki bir panda koruma merkezinde doğum yapması beklenen "Ai Hin" bir anda hamilelik belirtileri göstermeyi durdurmuş. Meğer merkezde hamile pandalara 10 numara 5 yıldızlı tatilci muamelesi yapılıyormuş: klimalı oda, ekstra bambu ve meyve, özel bakım... Merkezin uzmanlarından Wu Kongju pandalar arasında daha zeki olanların bu fırsatlardan yararlanmak için sahte gebelik belirtileri gösterebildiklerini söylemiş.

Allah iyiliğini versin sevgili panda, sen de ademoğlu gibi uyanık çıktın, üç kuruşluk bambuya sattın kendini. Sabah sabah asabımı bozdun.

25 Ağustos 2014

Hikayesi Olan Fotoğraflar Vol.2










Solda.
İnsanoğlunun müziği. New York, Coney Island.
Fotoğrafçı Harold Feinstein. 1950.






Altta. 
Kulağına takılan kulaklıkla 9 yaşında ilk kez ses duyan işitme engelli Harold Whittles'ın şaşkınlığı. 
Fotoğrafçı Jack Bradley. 1974.







21 Temmuz 2014

Otoriteye İtaat - Milgram'dan Gazze'ye

Hastayız otoriteye. Sorsan mangalda kül bırakmayız, "yok efendim bana kimse istemediğim şeyi yaptıramaz", palavra tabii. Gizli gizli seviyoruz komut almayı, güdülmeyi. Zaten Başbakan höt dedikçe milletçe mest olmamızın akılla başka izahı olamaz.

1962 yılı. 2.Dünya Savaşı bitmiş, Nuremberg Mahkemesinde Nazi savaş suçluları yargılanmış, hemen hepsi "biz görevimizi yaptık, komutları uyguladık" savunmasına sığınmış. İşte buradan yola çıkarak Yale Üniversitesinden Stanley Milgram itaat üzerine şu deneyi yapmış:
Farklı sosyokültürel ortamlardan 40 denek seçilir, bunlara öğretmen rolü verilir. Yan odada bir öğrenci bulunur, kendisi aslında aktördür ama deneklerin bundan haberi yoktur. Denekler sorular soracak, her yanlış cevapta görmedikleri ama duyabildikleri öğrenciye bir düğmeye basarak elektrik akımı vereceklerdir. 15 voltla başlanır, her yanlışta 15'er volt artarak 450 volta kadar çıkılır. Tabii ki akım makım yoktur aslında ama denekler bunu bilmez. Verilen elektrik yükseldikçe öğrenci acı çığlıkları atar, kalp rahatsızlığından dem vurur, duvarları yumruklar. 135 voltta bazı denekler deneyi sorgulamaya başlasalar da bir şeyden sorumlu olmadıkları belirtilince devam ederler. Denekler tereddüt ettikçe yanlarında bulunan deney sorumlusu -otorite figürü- devam etmelerini söyler. Ve zorlanarak da olsa devam ederler. Çığlıklara rağmen hiçbir denek 300 volttan önce deneyi terk etmez. 40 denekten 26'sı 450 volta kadar çıkar. %65! Aynı deney farklı ülkelerde de denenir, ve bu oran yer yer %85'e ulaşır.
Milgram deneyinden çıkan sonuç; KİŞİLER, uygun ortam bulduğunda, otorite tarafından desteklendiğinde, SADİSTLEŞEBİLİYOR, AKIL ALMAZ ŞİDDET EYLEMLERİ GERÇEKLEŞTİREBİLİYOR.

18 yaşında eline silah tutuşturulmuş İsrailli çocuk askerlerin bilgisayar oyunu oynar gibi Gazze'de çoluk çocuk demeden insanları patır patır vurması; Hamas'ın da akça pakça bir oluşum olmaması, otoriter yönetimiyle Filistinlileri canından bezdirmek bir yana yeri geldiğinde kendi halkını canlı kalkan olarak kullanması; ölen Filistinlilerin yasını

1 Temmuz 2014

Yaprak Sanatı - Leaf Art: Roy Mallari

Roy Mallari. Bir hayalci daha. Filipinli. Resim yapıyor kendisi. Malzemesi en doğalından, yaprak. Kese kese sanatını icra ediyor... Instagram'da "roy143" adıyla bulunuz, seviniz, sayınız.

25 Haziran 2014

Güvercin İstilasından Tayyare Puluna

Güvercinler balkonu ele geçirdi. Her yumurtada hakimiyetlerini biraz daha ilan ettiler. Kolay lokma değildim aslında ama güvercinler dişli çıktı. Kuş değil, Viyana kapısındaki yeniçeri ordusu gibiydiler, ikisini kovdum, dördü döndü. Aldılar Viyana'yı. Sevmesek de alıştık birbirimize sonunda. Balkonda durum buyken son kalan gurur kırıntılarımla bari evi temizleyeyim de orada patron kimmiş anlasınlar diye düşündüm. 3 nolu güvercine "yavrum bi çay kap gel, işimiz var" dedim. Kolilere giriştik. İçlerinden taş plak çıktı bir ton. Taş plakların üstünde de "Tayyare Pulu". Merak sardı beni. Okuduklarım, elleri öpülesi insanların bu ülkeyi nasıl yokluktan var ettiğini hatırlattı.

1925'de Türk Tayyare Cemiyeti -bugünkü adıyla Türk Hava Kurumu- Atatürk'ün öncülüğünde kurulur. Memleketin uçakları halkın dişinden tırnağından artırdığı bağışlarla alınagelmiştir,

30 Nisan 2014

Diri Diri Çocuk Yakmak!!

Yazasım yokken susasım kalmadı.
Bir insan nasıl bir çocuğa, bir bebeğe kıyar aklım almıyor. İnsan dedim ama lafın gelişi tabii. Oksijen tüketimi insanlık kriteri olmamalı.
"Bıçakla vurdum. Üzerine benzin döktüm. Kibritle ateşe verdim, çığlıklar atmaya başladı". İfadeye gel. Hani basitçe vurarak ya da ilaçla falan da öldürmüyor it, diri diri yakıyor.
6 yaşında lan o çocuk. Daha süt kokuyor. Elleri ayakları minik minik. Nasıl da güzel gülüyor.
Şimdi sen buna ne ceza vereceksin de adaleti tesis edeceksin ey hakim? O minicik masum suratı toprağın altına gömmüşken neyi konuşacağız?
Bu kişisel isyan.

Bir zamanlar bunu yapan mahluk da kundakta bebeymiş. O halden bu noktaya nasıl gelinir cidden deşmek lazım. Anası babası hacısı hocası, hepsini bir yoklamak lazım. Böyle mi doğdu, böyle mi oldu? Çünkü bir değil, iki değil, bu puştlardan toplumun içinde binlerce var, her gün yenisi çıkıyor ortaya. Öldürme dürtülerinin tetiklenmesi için de fazla bir sebebe gerek yok hani. Belki otobüste bu yazıyı okurken yanında oturan adam o. Belki çocuğunun okulu önünde kendine kurban seçen simitçi o.
Toplumumuz seri biçimde psikopatlar üretmeye başladı, kadın cinayetleri, aralara serpiştirilmiş çocuk cinayetleri, ortaya karışık cinnetler... Noluyor lan bize?
Bu da her boka vıtvıt ahkam kesen sosyolojik isyan.

6 Mart 2014

Ankara Birası Da Neymiş?

Ankara Birası. Ata'nın talimatıyla yerli üretimi ve tarımı teşvik amacıyla Atatürk Orman Çiftliğinde 1934'te kurulmuş fabrikanın birası. Fabrikayı ve çiftlik kompleksini İsviçreli şehir plancı-mimar Ernst Egli yapmıştır, ki kendisi alanında mühim adamdır.
AOÇ Bira Fabrikası
Ankara Birası, Bomonti kardeşlerce İstanbul'da 1890'dan beri üretilen Bomonti birasının tekelini kırmıştır. Hatta rivayete göre bu yüzden, Atatürk'le Bomonti'yi destekleyen İnönü'nün arası açılmıştır.
Fabrika Atatürk'ün vasiyeti doğrultusunda 1937'de Çiftlikle beraber Hazineye, 1939'da da Tekel'e devredilir.
1938 yılında Tekel'e devredilen Bomonti'nin de birleşimiyle, Tekel Birasına dönüşür, üretim Yozgat'a kayar. Ankara fabrikasındaysa Ankara Viskisi üretilmeye başlanır. O Tekel birasının da tiryakisi çoktu zamanında.
Ne hazindir ki bugün tüm bu saydığım markalar, özelleştirilerek, amaca değil paraya bakar kapitalist düzene yenik düşüp tarih olmuştur.

26 Şubat 2014

Bize De Mi Harakiri?

Akılla namusun benzersiz birleşimi ufak tefek Japonlardan bir halk mucizesi: Harakiri ya da Seppuku. Japon karnıyarığına tekabül ediyor.
Faydaları say say bitmez; namus temizler, kişiyi paradan da aval evlattan da kurtarır, ülkeyi feraha çıkarır, politikada gençlerin önünü açar... TDK'da tanımı bile var.
Fazla şova gerek yok, el ense çekerek istifaya da razıyım.

23 Şubat 2014

Boru Sanatı

Sanata saygı kuşağından.
Uzaktan atıp tutmak kolay tabii ama hepsi de evde yapılabilir gibi geldi. Fazla mı salladım ki acaba?
Abajur
Tasarım: Nellie Bellie

Kitaplık
Tasarım: Stella Bleu

18 Şubat 2014

Tekerleği Yeniden İcat Etmek

Son zamanların pek yerinde, geleceğe dair sımsıcak ümitler veren icadı Kopenhag tekerleği ("Copenhagen Wheel").
ABD'nin meşhur MIT üniversitesiyle Kopenhag şehrinin işbirliği sonucunda çıkmış ortaya. Bildiğimiz bisikleti enerji üreten, depolayan, yeri geldiğinde kullanan bir hibrit araca dönüştürüyor.
Arka tekerleği Kopenhag'la değiştiriyorsun, bisiklete yerleştirdiğin akıllı telefonuna uygulamayı indiriyorsun, iş bitiyor. Alet senin normal temponu algılıyor, frene bastığında veya boşta gittiğinde enerjiyi topluyor, mesela yokuşa gelip de tıkandığında hop onunla seni ittiriveriyor. Düğme müğme yok, kendisi yapıyor her şeyi. Üstüne bir de sportif faaliyetlerinin ölçümünü yapıyor, wireless bağlantısıyla çevrenle ilgili bilgi veriyor, eş dostla paylaşım sağlıyor, yapıyor da yapıyor. Senden, benden akıllı alet. Ederi 799 $. Bir de ütü yapsa tadından yenmez.
Tabii bisiklet bizim için neşeli çocukluğumuzun yazlıklarındaki sokak eğlencesi olmaktan öteye gitmediği için icadın önemini kavramakta güçlük çekebiliriz. Ancak bir de şehiriçi ulaşımını sırf bisikletle yapan milletlere sormak lazım. 5,09 TL. Ha bu da ansızın aklıma düşen 95 oktan benzinin litre fiyatı.
Mucit ekibin gözlerinden öperim.