5 Temmuz 2014

Bir Tutam Monaco

Bond filmleri gibi. Afili ağabeyler, ablalar her yerde. Köpekler bile havalı, öyle "Karabaş gel oğlum" tadında sevemezsin. Şaşaalı arabalar, yatlar, katlar. Altında cip, Bebek sahilinde turlayan veletlerin sonradan görmeliği yok. Zaten memlekette herkes zengin olunca olağanüstü bir durum olmuyor bu. Malum, Monaco dünyanın en kodaman para babalarının yerleşip paraları çatır çatır yediği şehir devlet. Vatikan'dan sonra dünyanın en küçük 2. ülkesi, 2 km2 bile değil. Alan küçük olunca güzelim şehri koca koca binalarla doldurmuşlar, o pek olmamış. Nüfusu topu topu 30.000. Vergi cenneti diye biliniyor, zira gelir vergisi alınmıyor. Bir tek Fransa'nın baskısı üzerine zenginler gelip vergi kaçıramasın diye Fransızlardan alınıyor. Ne alaka diyeceksiniz, demeyin. Tarih boyunca ülkenin komşu Fransa'yla çok yakın ilişkileri olmuş. 1918'de imzalanan anlaşmadan beri Monako Prensliği Fransa'nın askeri koruması altında. Aynı anlaşmaya göre ülkeyi 1297'den beri yöneten Grimaldi ailesinden hükümdar prensin erkek evladı olmazsa ülke Fransa'ya bağlanacak. Neyse ki Prens III.Rainier Hollywood efsanelerinden Grace Kelly'yi kendine eş, çocuklarına ana yapmış da bağımsızlık sürmüş. 2002 anlaşmasında bu erkek varis konusu kalkmış da halk rahat bir nefes almış.
Yeri gelmişken söyleyeyim, Monaco'yu Foçalılar kurmuş. Evet evet, hani İzmir'in şirin sahil kasabasının eski sakinleri.

Gelelim bugüne. Ben gittiğimde sene 2009'du, küresel kriz birkaç ay önce patlak vermiş, ama daha Monaco'yu kasıp kavurmamıştı. Sokaklarda lüks şubelerini gördüğümüz bankaların bir kısmı kısa süre sonra kepenk indirecekse de bu durum ekonominin can damarı casinoların dolup taşmasına engel değildi. Ana cadde -ki kendisi aynı zamanda Formula 1 pisti- sizi doğrudan Monte Carlo Casinosuna götürüyor. Şehrin göbeğinde lale bahçeleri içindeki heybetli bina, Monaco'yu kumar merkezi yapmayı aklına koymuş, burnu iyi koku alan bir iş kadını olan Prenses Caroline'nin öncülüğünde 1863'de yapılmış.

Etrafında yaşanmışlık kokan oteller, cafeler. Monaco vatandaşlarını kapıdan bile almıyorlar, yasak. İçeri girer girmez fotoğraf makinesini çıkışta iade etmek üzere elinizden alıyorlar. Öyle altta bermuda şort, ayakta şıpıdık terlikle de almıyorlar içeri, biraz çeki düzen istiyorlar. Aslında bildiğimiz casino, ekstra bir numarası yok ama işte havasından mı suyundan mı hemen film artisti moduna giriyorsun, şöförüne uşağına komutlar yağdırasın geliyor. Sonra cebindeki 50 Euroyu önüne çıkan ilk Çin malı kollu kumar makinesine kaptırınca ansızın kendine geliveriyorsun. 10 Euro gibi bir giriş ücreti vardı. Rivayete göre büyük oyunların döndüğü özel odalar arkadaymış, tabii bizim şeklimiz yetmedi onlara, bir bilene sormak lazım.

Fazla hasara uğramadan kendinizi casinodan dışarı atsanız bile kalan parayı konaklamaya yatırırsınız, demedi demeyin. En mantıklısı atlayın Fransa trenine daha makul fiyatlı bir otelde kalın, Nice biçilmiş kaftan.
Ama Monaco'ya gitmişken, denize meraklıysanız, ya da şu şehri bir de tepeden göreyim diyorsanız Oşinografi Müzesine (Musée Océanographique) mutlaka uğrayın. Müzeye çıkan yol bir içim su, çiçekler bahçeler, sol kolda şehir, marina ve deniz üçlüsü... Manzaraya aval aval bakınırken kafayı bir çevirdik ki yanımızdan geçen arabada Prens II.Albert. Öyle koruma konvoyu, siren miren yok. Marka vermeyeyim ama Monaco şartlarında mütevazi sayılacak aracı kendisi kullanıyordu. Müze, falezlerin tepesinde harika bir bina. İçinde dev akvaryumlarda çeşit çeşit balıklar, önünde kutuplarda kullanılmış tarihi keşif aracıyla, 1966 yapımı mini denizaltı bile var. Meşhur Kaptan Cousteau zamanında burasını yönetmiş. 1902'de müzenin önünden geçen yolda dünyanın ilk katranlı yol denemesi yapılmış. Yolun devamında mutlaka görüleceklerden Saray ve Katedral istikametini takip ederken, Monaco'nun zenginlerinin villalarına da göz atmanızı tavsiye ederim. Maksat gözünüz gönlünüz açılsın.


Les Terrasses de Fontvielle'deki antika araba koleksiyonu da görülesiymiş. Gidemedim göremedim, aklımda kaldı, sizin kalmasın.

Yolunuz açık olsun!

10 yorum:

  1. Gezi yazılarını öyle güzel anlatıyosunuz ki hem gitmiş kadar oluyorum hem de okurken öğreniyorum :)
    Umarım bigün bende giderim çok güzel gerçekten :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En keyif alarak yazdıklarım da gezi yazıları sanırım...
      Umarım en kısa zamanda gidersiniz de siz anlatırsınız biz dinleriz :)

      Sil
  2. Hooop hadi gidek... Diyecem ama o kadar güzel anlatmışsın ki, gitmeye gerek kalmadı. Teşekkürler zipişleri

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olsun yine de gidip görmenin yeri bambaşka :)

      Sil
  3. Gidilmeli....Görülmeli...Kalemine sağlık...Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gidilsin... Görülsün... Sevgiler bizden hep...

      Sil
  4. Çok hoş , anlamlı ve ufuk açabilen yazılar

    Kutluyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, böyle yorumlar mutlandırıyor insanı.

      Sil
  5. Görüşleriniz çok güzel, analizler tam yerinde..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okutabildiysem, beğendirebildiysem ne mutlu bana.

      Sil