14 Kasım 2013

Pek Acaip İnsanlar Vol.2: Orson Welles

30 Ekim 1938, akşam suları. O yılların radyosu bugünün televizyonu, belki daha fazlası, Amerika radyo dinliyor. Az sonra yer yerinden oynayacak kimse bilmiyor...
Radyoda her zamanki gibi hava durumunu müzik takip ediyor. Yayın aniden bir son dakika haberiyle kesiliyor: Mount Jennings Gözlemevinden Prof. Farrell'ın Mars'ta patlamalar tespit ettiği belirtiliyor ve kendisiyle kısa bir röportaj yapılıyor. Yayın New Jersey'de bir tarlaya dev bir meteor düştüğü haberiyle yeniden bölünüyor. Olay yerindeki tanıklardan birisi büyük metal bir silindirden çıkan Marslıyı dehşet içinde uzun uzun tarif ediyor. Meteorun düştüğü yerde uzaylılar yürüyen savaş makineleri kuruyor, insanlara saldırıyor, kendilerini durdurmaya çalışan 7.000 güvenlik gücünü öldürüyor, havaya zehirli gaz sıkıyor. Resmi görevliler endişe verici açıklamalar yapıyor. Uzay gemileri Chicago ve St. Louis'de de görülüyor. İnsanlığın sonu.

23 yaşındaki Orson Welles ve Mercury Tiyatro ekibi, bilimkurgu yazarı H.G. Wells'in "Dünyalar Savaşı"nı Halloween şakası olarak radyoda canlandırıyor. Olağanüstü bir kurgu ve ses efektleriyle, o kadar inandırıcı bir performans sergiliyorlar ki tüm Amerika panikliyor, herkes sokaklara dökülüyor. Uzaylıların sözde istila ettiği yerlerde insanlar şehirleri terk ediyor, otoyollar tıkanıyor. Gaz maskeleri dağıtılması için polise başvuru yağıyor, elektriği kesmesi için aranan elektrik şirketinin telefonları kilitleniyor. Doğrulanmamış olsa da, dünyanın sonunun geldiğine inananlar arasında intihar edenler bile olduğu söyleniyor. Olayların kontrolden çıktığı haberi stüdyoya ulaştığında, Welles programı
bitirip bunun bir kurgu olduğunu açıklamak zorunda kalıyor. İnanmayacaksınız ama tüm bu dediklerim bir saatte oluyor. Yayını buradan dinleyebilirsiniz. Sonrasında tüm ülkeden özür diliyor ama nafile, hakkında soruşturma açılıyor. Yasalara aykırı bir durum olmadığı tespit edildiğinden cezadan yırtıyor.

Böyle bir adam işte Orson Welles, şahsına münhasırlardan. Her şeyden anlıyor; sihir, müzik, resim, yazarlık, oyunculuk, radyoculuk. Bitmiyor yetenekleri, gıcık oluyorum bu kadar "fazla"lara. Ses tonu bile muhteşem. Yetmiyor, yeni bir yetenekle çıkıyor dünyanın karşısına: yönetmenlik. 26 yaşında, hala dünyanın gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden sayılan "Yurttaş Kane/Citizen Kane"'i çekiyor. Başrolde kendisi.
İlerleyen yıllarda Hollywood'da ve Avrupa'da onlarca film çekiyor, yapımcılığını üstleniyor, oynuyor ama hiç birinde ilk filmindeki patlamayı yakalayamıyor. Bunu çok da salladığı söylenemez, "beni zaten herkes anlamasın" havasında. Hollywood'a uzun yıllar küs kalıyor. 1985'de 70 yaşında kalp krizinden ölüyor.

Meraklısına dipnot: "Üçüncü Adam/The Third Man" filminde Welles'in ekranda ilk göründüğü sahne kanımca sinema tarihinin en çarpıcılarından biridir, ne yapın edin mutlaka izleyin.

Meraklısına dipnot 2: Bu şarkı da ona ait. Baba oğluna der ki: "Ben genç olmanın ne olduğunu bilirim. Ama sen... sen yaşlı olmanın ne olduğunu bilmezsin". Of off, lafa bak.

4 yorum:

  1. Hala pek çok yönetmenin ilham kaynağı olması, zekasının bir kanıtı
    Onsuz sinema dünyası çok farklı olurdu sanırım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hastasıyız, ciddi ciddi hastasıyız.

      Sil
  2. hatırlıyorum da yurttaş kane izledikten sonra "ya orson welles olmasaydı" diye düşünmüştüm , ya olmasaydı ? ve o muhteşem film çekilmeseydi , evet büyük bir boşluk olurdu neden olurdu , neden ; yıl gelmiş 2015 'e hala daha o etkide bir film yapılmamış bundan daha iyi bir sebep olabilir mi
    yalnıızz keşke "dava" filmini çekmeseydi demeden geçemeyeceğim , zaten kitaptan filme uyarlama her daim zordur ama... neyse bu film hakkında eleştirim biraz sert o yüzden susuyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzlemedim o filmi :( Ben utançla susayım o zaman, evet evet susayım...

      Sil