2 Ocak 2014

Bir Tutam Barselona - Bölüm 1

Mis. Pılını pırtını topla git yerleş. Öyle işte. Dakika bir, gol bir, kışın ortasında, eksi derecelerden titreye titreye gittiğimiz Barselona'ya adım atar atmaz montu çıkarmanın keyfi paha biçilemez.

Kısa kısa...

Barselona, İspanya'da özerk Katalonya bölgesinin başkenti. Yerel halk ağırlıklı olarak Katalan. Kendilerine has dilleri Katalanca, biraz İspanyolca, biraz Fransızca, biraz da ne idüğü belirsiz bir karışım. Nüfus 1,7 milyon ama epey kaçak var. Her yıl gelen 8-9 milyon civarında turist Katalanları pek mutlu etmiyor. Yazın turist istilasında şehirden kaçıp yakındaki yazlıklarına göçmek zorunda kalıyorlar. Bundandır ki turistlere sınırlama getirilmesi için sık sık protesto yapıyorlar.
İnsanları, ne güney ülkeleri gibi gereğinden fazla samimi, ne de kuzeyliler gibi nemrut, suratsız. Bir şey sordun mu gülümseyerek yardımcı oluyorlar. Bindiğimiz takside, şoför adresi yanlış anlayıp yolu biraz uzatınca taksimetrede yazandan epey az para aldı. Ne yapacağımızı şaşırdık. Taksi fiyatları makul sayılır. İlginçtir insanlar elinde cep telefonu sokaklarda bağıra çağıra konuşmuyor. Katalanların en bayıldığım özelliği: uzun süredir kalkınmış bir bölge olmanın getirdiği bir sindirilmiş refah havası var. Bizim parayı bulunca ne halt edeceğini bilemeyen taze, görgüsüz zenginlerimizin tam aksi. Şimdi isim verip de mesela Ağaoğlu'nu rencide etmeyeyim. Herkes varlıklı ama kimse kimsenin gözüne bunu sokmuyor. Marinada hemen her ailenin yatı varmış ama hangi yat kimin kimse bilmezmiş. Bir tek üç dev yatın sahibi bilinirmiş, onlar da tahmin edebileceğiniz gibi Arap ve Rus.

Şehir dediğin... 

Şehir bir mantık çerçevesinde geliştiği için biraz yön duygun varsa hemencecik adapte oluyorsun. Merkezi bir yerde kalıyorsan toplu taşımaya ihtiyaç duymuyorsun bile ama bil ki sistem on numara beş yıldız çalışıyor. Şehir sadece düzenli değil, aynı zamanda güzel. Mimarlık açısından dünyanın en önemli merkezlerinden birisi, eski yapıların yanında, Gaudi'nin şaheserleri (Sagrada Familia-La Pedrera-Casa Batllo) ve modern mimari harikaları (Agbar kulesi) fışkırıyor sokaklardan. Şehrin en gözde caddesi La Rambla, çiçekçileri, ressamları, restoranlarıyla Plaça de Cataluna'yı yat limanına bağlıyor.
La Rambla'dan ara sokaklara dalınca El Barri Gotic mahallesinde buluyorsun kendini. Arabalara kapalı dar sokaklarda, sokak müzisyenleriyle insan seli eşliğinde ihtişamlı katedrallere bön bön bakakalıyorsun. Bir de bu kadar yaratıcı sokak satıcısını bir arada görünce hiç mi yetenek bulaşmaz kenardan kıyıdan diye utanç içinde hızlı adımlarla ortamdan uzaklaşıyorsun.
Adet yerini bulsun diye Montjuic (Yahudi tepesi)'ne çıkıyor şehri bir de tepeden görüyorsun. Açıkçası yukarıdan bakınca tırt, içine girince keyifli. Barselona'ya sadece şehrin güzelliği için gelinmez, yemekler de efsane. Bu konu bu satırlara sığmaz taşar, ayrı yazı gelecek.



Az tarih... E biraz da futbol...

1992 Olimpiyat Oyunları şehir için dönüm noktası olmuş, o tarihten sonra hızla gelişmiş. Herhalde Olimpiyatları dünyada Barselona kadar iyi pazarlayan bir şehir daha yok. Aslında Barselona'nın 1936'daki sosyalist "Halk Olimpiyatları"nı düzenlemesi planlanıyor. Nazi rejiminde yapılacak Berlin Olimpiyatlarına nispet. Ama İspanya'da sivil savaşın patlak vermesiyle oyunlar iptal ediliyor. 1936-1939 yılları arasında süren savaşta Cumhuriyetçi Katalonya Franco'ya uzun uzun direniyor. Buna karşılık, 1939'da bölgeyi sonunda ele geçiren Franco, 1975'teki ölümüne kadar ekonomik ve kültürel baskılarla iyi çektirmiş adamlara, hala nefret kokusu var havada.
Futbol Club Barcelona Katalanların medar-ı iftiharı. Futbol başarısının ötesinde bir anlamı var takımın. 1899'da kurulan takım özellikle Franco döneminde halkın sembolü haline gelmiş. Sloganından belli: 'Mes que un club' (Bir kulüpten fazlası). Bir de ezeli rakip Real Madrid kraliyeti temsil ederken Barcelona cumhuriyeti temsil ediyor, işte bu yüzden El Clasico sırasında ülkede hayat duruyor.

Siyaseten...

Barselona'da birçok aracın arka tamponunda eşek görüyorsunuz. Meğer Katalanlar, eşek gibi çalıştıkları, ama yeri geldiğinde de kimse onlara istemedikleri bir şey yaptıramadığı için kendilerine yakıştırmış bu simgeyi.
Parantez içinde, Barselona El-Kaide'nin Güney Akdeniz'deki üssü olma yolunda hızla ilerliyor. Militanlar fişlenmeye çalışılsa da çok ciddi müdahale edilemiyor yapılanmaya. Cık cık cık.







İspanya engel olmayı başaramazsa, 9 Kasım 2014'te bağımsızlık için referandum yapılacak bölgede. Nüfus dengesi hassas. Katalanlar bağımsızlık istiyor. Binalarda sık sık bağımsızlığı destekleyen Katalan bayrağına ('Estelada') rastlıyorsunuz. Ancak 1939'dan itibaren Katalan etkisini kırmak için bölgeye yerleştirilen ve azımsanamayacak sayıdaki Andaluz İspanya'ya bağlı. Bölgenin kaderini Alman Şansölyesi Merkel'in belirleyeceği şakayla karışık söyleniyor. Şehrin dışında, Avrupa ve Afrika'yı birbirine bağlayan yol boyunca dev fabrikalar var. Çoğu Alman ve Fransız. İspanyol hükümeti, Katalanları bağımsızlığı seçtikleri takdirde "AB'nin dışında kalacaksınız; İspanya'yla ticaret yapamayacaksınız" argümanlarıyla korkutmaya çalışıyor. Adamlar haklı beyler, bölge İspanya'nın en kalkınmış bölgelerinden, sanayi desen burada, turizm desen burada, tarım desen yine burada, sağlam da vergi ödüyorlar merkezi hükümete, niye çayıra salıversin ki? Ama Almanlar başta olmak üzere Avrupalıların bölgede büyük çıkarları var, bağımsızlık durumunda uygun bir formülasyon bulunur elbet. Gavurların dediği gibi "money talks".

4 yorum:

  1. Ne güzel anlatmışsınız. İspanya ya mı yerleşsek, acep?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Planım burada köşeyi dönmek, şehri o Araplar gibi dev yatımla fethetmek =)

      Sil
  2. Ne güzel akıcı bir yazı olmuş,her satırında bir şeyler öğrendim. Barcelona'ya gitmek için iyice gaza geldim. En çok da eşeği sevdim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İçimden bir ses ikinci bölüm (yeme-içme) planlarını biraz öne alacak diyor =)

      Sil