22 Eylül 2013

59+75+72=206


Dün ve bugünkü manşetlerden üç haber... 206 ölü.

Kenya'da AVM'ye baskın
Başkent Nairobi'de bir AVM'ye düzenlenen baskında en az 59 kişi öldü, 175 kişi yaralandı. Operasyon hala sürüyor, içeride kaç rehine olduğu belli değil. Kuvvetle muhtemel ölü sayısı artacak. Saldırıyı El-Kaide bağlantılı Somalili Eş-Şebab örgütü üstlendi. Konuysa, Kenya'nın Somali'deki askerlerini çekmemesi. 

Pakistan'da kiliseye intihar saldırısı

Peşaver'de bir kilisedeki ayin sırasında düzenlenen intihar saldırısında en az 75 kişi öldü, 100 kişi yaralandı. Bu yazı yazılırken rakamlar hala artıyordu. Saldırıyı henüz üstlenen yok ama isimlerin pek de bir önemi yok, radikal İslamcılar olduğundan şüphemiz var mı?


Bağdat'ta cenazede kanlı saldırı

Bağdat'ın Şiilerin yoğun yaşadığı bir mahallesinde bir cenaze töreninde düzenlenen intihar saldırısında en az 72 kişi öldü, 120 kişi yaralandı. Saldırıyı henüz üstlenen yok ama Irak savaşının başından beri mezhep çatışmalarının can almadığı gün yok.

Müslüman geçinen Hristiyanı vuruyor; sözde Hristiyan Müslümanı; Müslüman kendi gibi olmayan Müslümanı öldürüyor; barışçıl Budist Müslümanı kesiyor; Hristiyan Budisti bombalıyor, ve liste böyle uzuyor gidiyor.

18 Eylül 2013

Hızlandırılmış Sanat Tarihi Dersi

Yamuk yumuk çöp adamlarımın da bu hayatta tutunacak bir dalı, ellerinden acımasızca alınmış bir şansları varmış meğer...


17 Eylül 2013

Savaş Oyunu


Biri der ki "yok ben bunu sevmiyorum, vuralım".

Beriki cevap verir "hele ben hiç sevmiyorum, babasını da sevmezdim, vuralım".
Öbürleri hemen gaza gelir "biz de vuracağız, bizim elimiz armut mu topluyor?".

Sonra biriyle öbürleri düşünür taşınır "bir sebep bulalım da öyle vuralım bari" derler.

Aranır taranır bir sebep bulunur. Bulunamazsa yaratılır. 

Biriyle öbürleri der ki "ben yine de halkıma bir sorayım". Korkarlar, çünkü oralarda hesap sorarlar adama.

Halk "yeter artık bu kaçtır aynı kanlı oyun, savaş istemiyoruz" der. Halkların gözü açılmıştır.
O sırada beriki yırtınır durur "biz savaşa hazırız".

15 Eylül 2013

Haberler Vol.1

12 Eylül 2013. Nevşehir'de öldürülüp, tecavüz edildiği ortaya çıkan Japon turistin davasını izlemek amacıyla Adliyeye gelen Japon gazeteciler, zanlının yakınları tarafından darp edildi.

14 Eylül 2013. Dışişleri Bakanı Davutoğlu: "Bizim yaptığımız savaşa "dur" çağrısıdır."

15 Eylül 2013. Dünyanın en küçük midillisi İtalya'da mafya tarafından gece yarısı ahırından kaçırıldı.

8 Eylül 2013

Bizim De Olimpiyatımız Olsun, Olmasın Mı?! Aa Olmadı...

Tabii ki konusu her açıldığında içimizdeki gizli milliyetçi uyanıyor, akacak kan damarda durmuyor, "Olimpiyat bizimdir uleyn" naraları atıp, sokaklarda arabalarla dıttırı dıttırı turlamak istiyoruz. Kendimi bildim bileli hep adayız, hep umutluyuz, hep "bu seferki bizim hakkımız". Dün Japonlardan fark yiyerek yine kös kös oturduk yerimize... Tesadüf mü? Eğri oturalım doğru konuşalım, değil.
  • Her şeyden önce, bir spor kültürümüz var mı ki dünyanın en büyük, en prestijli spor organizasyonunu üstlenmeye niyet ediyoruz? Bizim memlekette spor eşittir futbol, konuyu burada da bitirebiliriz. 
  • Halter ve güreş hariç hemen hiç bir spor müsabakasından dereceyle dönemezsin. Şansın yaver gitti bir iki başarı elde ettin diyelim, bunları kat'iyen sürdüremezsin. Ne okulda doğru düzgün spor eğitimi verirsin, ne de yetenekli gençlere maddi manevi imkan sağlarsın. Her yerde "benim genç nüfusum var" diye bas bas bağırırsın ama uluslararası arenada rekabet edebilecek sporcu yetiştiremezsin.
  • Yetiştirdiğin 5 sporcunun 4'ünde doping çıkar, skandal patlar ama bir Allahın kulu koltuğunu bırakmaz.
  • Sporcun olmadığı gibi seyircin de yoktur. Uluslararası atletizm müsabakası düzenlersin, 150'si antrenör ve sporcu, toplasan 200 seyircin olur.
  • Altyapın yetersizdir, benim cebimden çıkan parayla her şeyi sıfırdan yaparsın. 1 liraya yaptıracağın inşaat ihalelerini 10 liraya eşe dosta peşkeş çekersin. Bunu da büyük ihtimalle kalan bir avuç yeşil alana hunharca saldırarak yaparsın. Yarışlar biter, bir daha kimse uğramaz o koca ölü doğmuş yatırımların yanına.
  • Zaten uğramak istese de ulaşamaz. İstanbul da dahil, hala güzel memleketimin hiç bir şehrinde "arabasız da yaşanır burada" dedirtecek bir toplu taşıma sistemi yok. Biz hala araç satışlarını medeniyet göstergesi sanalım, elin kalkınmış Avrupalısı, arabasını ancak hafta sonu şehir dışına gezmeye giderken kullansın.
2020 Oyunlarına aday üç şehrin metro ağı. Yorumsuz...

3 Eylül 2013

Rakı Balık Matematiği

İki doğrudan bir yanlış çıkar mı?

Balık güzeldir, balık doğrudur.
Bir kere kalsiyumdur, fosfordur, proteindir, vitamindir. Kalp krizi riskini azaltır, tansiyonu düşürür, göze iyi gelir. 
Mevsiminde bütçeye uygundur, doya doya yersin. Büyüğü de vardır küçüğü de, her damağa uygun türlü türlü pişer.
Uzatmayayım, faydaları say say bitmez. 

E rakı da güzeldir, doğrudur be.
Tabii bir ayran değildir ama yine de kendine göre bir havası vardır. 
Sevdiğin karşındaysa, o kadeh onunla kalkar. Sevdiğin karşında değil de aklındaysa, o kadeh ona kalkar. Her türlü sevenleri buluşturur.
Kendine keyif sofrası kurdurtur, muhabbeti artırır. Çaktırmadan meyve de yedirir, sebze de.
Kediyi aslan yapar. Kafa açar. Manzara güzelleştirir. Diş ağrısına birebirdir.
Kendi adabı vardır, dışına çıkılmaz, ayıptır. 
Sofrada olmayanlar için kadeh bir kere masaya vurulur. Çok özlediysen, ölüp gidenler için de bir kere yere vurulur. 

Şimdi bir daha soruyorum: iki doğrudan bir yanlış çıkar mı?
Vira bismillah, 1 Eylül'de denizde av yasağı bitti. E haydi, anlayan anladı...

1 Eylül 2013

"Street Art": Sokak Sanatı ya da Hayata Rengarenk Bakabilmek

Kimi sığırlar ağlayamıyor, kimileri de renklere tahammül edemiyor belli ki. Herhalde renk gördüklerinde kendi renksizlikleri, anlamsızlıkları ortaya çıkar diye korkuyorlar. Sağa dönsek gri, sola dönsek gri, bırakın iki merdiven de renkli olsun, ne olacak? Sonra sağı solu "boyayan adam"larla uğraş dur.

Belediyelerimiz sağolsunlar bizim için gece gündüz demeden çalışadursunlar, elalem sokaklarına neler yapmış bakalım da az gözümüz gönlümüz açılsın. Namussuz herifler bir de bunların festivallerini yapıyorlar...


Almanya

İspanya

Fransa


Rusya

28 Ağustos 2013

Be Adam, Sen Git Kendini Sok Savaşa, Bizi Karıştırma!

Göz göre göre giriyoruz savaşa. Gene içimizden bir ses "yanlış giden bir şeyler var" diye fısıldarken birilerinin bizim namımıza abuk subuk kararlar almasını seyrediyoruz. 
Be adam, dur iki dakika düşün. "Müslüman kardeşlerimiz ölüyor biz buna seyirci kalamayız!" diye kendini de, yandaşını da gaza getirirken bir soluklan, derin nefes al. Koşa koşa girdiğin o savaşta senin topraklarındaki üsler kullanılarak atılacak bombalardan Japon balıkları mı ölecek sanıyorsun? O binlerin, yüz binlerin kanı olmayacak mı senin ellerinde? 

"Aman diktatörü devirelim, demokrasi gelsin" diyorsun. İyisin, hoşsun, oraları bilmesem bu iyi niyetli söylemlerine inanabilirim aslında. Ama unuttukların ya da anlamadıkların var. Birincisi demokrasi deterjan değildir, ihtiyaç duyunca marketten alamazsın, "hop bak demokrasi geldi" deyince bir anda belirmez. İkincisi Ortadoğu senin sandığın gibi değildir. Kötü adam gider, bir anda ülke muasır medeniyet seviyesine yükselir sanıyorsun, değil mi? Gülerler adama. Oralarda adettir, gelen gideni aratır. 


Arap Baharının geçtiği tüm ülkelerde sözde seçimler oluyor ama istisnasız hepsi şaibeli. Muhalefet liderleri öldürülüyor. Mezhep çatışmaları tetikleniyor, yıllardır bir arada yaşayanlar artık birbirine düşman. Mısır'da her gün insanlar ölüyor. Tunus tekrar kaynadı kaynayacak. Ülke ayrımı gözetmeksizin, başa gelen, kendi baskıcı, çoğunlukla da gerici rejimini zorla empoze etme peşinde. "Boru değil, ben seçilerek geldim, benim her dediğimi yapacak, uygun gördüğüm şekilde yaşayacaksın, bu dünyaları ben yarattım heyytt" mantığı size de bir yerden tanıdık gelmiyor mu? 


Be adam, çok uzağa gitme daha birkaç yıl öncesinde, yine senin burnunun dibinde, aynı oyuna gelmedi mi tüm dünya? Irak'ta ölenlerin sayısı milyonu aştı, sözde demokrasi geldi, insanlar aç, işsiz, her gün kıyafetleriyle birlikte ölüm korkusunu giyinerek çıkıyorlar evlerinden. Bak daha bugünkü gazeteden artık hiçbirimizin açıp

Can Baba'dan...

"Şunları bir araya toplayayım.
Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.

Mutfak işinden de anlarım.

Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. 
Bayağı da para gitti.

Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum. 

19 Ağustos 2013

Pardon Bağyan, Tanışalım Mı?

Burası mühim, değil mi? Bu üç beş satırdan ya beni sevecek, ya da sevmeyecek ve hatta sallamayacaksınız. İki dakika soluklanın sayfada, o arada iki çift laf edelim.

Şuyum buyum demek de pek zordur. "Bana kendini anlat" sorusunu sevmem, soranı da sevmem. O yüzden sinsi ve usta bir manevrayla savuşturmak lazım bu faslı: Uğur Gürsoy'un yarattığı safsalak, kendi küçük dünyasında mutlu mesut yaşayan oğlan çocuğu Fırat! İşte esas oğlanımız buna benzer bir şey. Bilenler bilir, bilmeyenler için buyrun bir kuple...

Tanıştığımıza göre gelelim esas mevzuya...

Zip İşleri'ne Hoşgeldiniz! 

Çünkü düşüneceklerimizin (daha doğrusu düşünmeyeceklerimizin), konuşacaklarımızın, tarafımızın, oyumuzun renginin, hayata bakacağımız pencerenin ve hatta yiyeceğimiz yemeğin bile harfi harfine bize empoze edildiği bir dünyada, pek anlamsız bir devirde yaşıyoruz. E doğal olarak da her şeyin kısaltılmış -zipli- versiyonunu yaşar, düşünür, hisseder olduk. Fikir üretmeye, eleştirmeye, hayatı yaşanır kılan şeylerden bırak keyif almayı onları fark etmeye bile vaktimiz de, hevesimiz de kalmadı.
Küçükken dünyaları değiştireceğim diye dolanırdım ortalıkta, aman da aman ne kadar şirinmişim öyle. Bunca senenin sonunda kendi dünyamı değiştirmenin bile çok zor olduğunu idrak ettim. 
Ama yine de susarak yok olmaktansa, açarım kendi zip dosyamı okuyan okur, okumayanı görmeyeyim bir daha buralarda. Saygılar sevgiler ey ahali!