30 Ekim 2013

Pek Acaip İnsanlar Vol.1: Albert Kahn

Rabbim bazı insanları dünyaya anlam katsın diye yaratmış. Onlardan birisi Albert Kahn.

1860'da doğuyor, 1940'da ölüyor. Yahudi kökenli Fransız. Fena halde hayırsever. Sıfırdan başlıyor, kendi kendini yetiştirerek dönemin en varlıklı bankerlerinden biri oluyor. Ama onu farklı kılan para kazanma yeteneği değil. Serveti sayesinde insanlığa müthiş bir miras bırakıyor: "Yeryüzü Arşivleri".

Düşünün ki fotoğrafçılık daha emekleme aşamasında. Şanslı ve zenginsen, fotoğraf makinesini ömründe bir kere maaile iki dirhem bir çekirdek fotoğraf çektirirken görüyorsun. Fotoğrafları renklendirmeyi sağlayan otokrom yöntemi 1904'te keşfedilmiş, yeni yeni deneniyor. Seyahat desen, kısacık mesafeleri kat etmek için günlerce yol gidiyorsun.

İşte bu ortamda, Kahn, Asya ve Amerika'ya yaptığı seyahatlerde fotoğrafçılık dersleri almış şoförüne fotoğraf çektirtiyor. Ama yetmiyor, Fransa'ya döner dönmez "insanlığın kaybolması an meselesi olan taraflarını ve alışkanlıklarını" muhafaza etmeyi kafaya koyuyor. Bu işin küresel barışa katkı sağlayacağına inanıyor. Delilikle dahilik arasındaki ince çizgi meselesinde Kahn deha tarafında kalanlardan. Sen tut yıllarca dünyanın dört bir yanına fotoğrafçı ve kameraman ekipleri gönder. Hem de hayrına. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünden İrlanda'daki son geleneksel Kelt köylerine, 1.Dünya Savaşından Moğolistan çöllerine tüm dünyayı bizim için donduruyor adam. Bir fotoğraf, bin hikaye, her biri inanılmaz. 1909-1931 yılları arasında beş kıtada, elliden fazla ülkede, toplam 72.000 otokrom (renkli) fotoğraf, 4.000 siyah beyaz fotoğraf ve yüz saat civarında film topluyor. Adam resmen binlerce kareyi birleştirerek insanlığın resmini çekmeyi başarıyor. Buyrun size üç-beş örnek (resimlere tıklayarak büyütebilirsiniz).

HİNDİSTAN
BENİN
BOSNA - Mostar Köprüsü

29 Ekim 2013

Efendiler, Yarın Cumhuriyet İlan Edeceğiz

 "Efendiler, Yarın Cumhuriyet İlan Edeceğiz". Mustafa Kemal Atatürk, 28 Ekim 1923

Ah be Atam, ne arıyoruz seni...

27 Ekim 2013

Konuşan Kitaplık

Kitap sevmem. Bayılırım. Pek kıymetli bir dost bana "tam senlik" diyerek Milli Kütüphane'nin şahane "Konuşan Kitaplık" uygulamasından bahsetti.

Meğer 6 senedir devam ediyormuş bu proje. Amaç basit: renkleri, dünyayı, sevdiklerini görebilen bizler kadar şanslı olamayan görme engellilere kitap dinletmek. Milli Kütüphanenin kayıt stüdyolarında gönüllü okuyucular kitap seslendiriyorlar; engelliler de sağlık raporlarıyla kayıt olarak hizmetten internet üzerinden ücretsiz yararlanabiliyor. Hatta istek parçası bile gönderilebiliyor; görme engelli kişi okunmasını istediği kitabı listede bulamazsa talepte bulunabiliyor. Telif hakları yasasına göre kitapları gören kişilere okumak yasak ancak görmeyenler için kanunda muafiyet varmış.

Benzer şekilde Boğaziçi Üniversite-GETEM-Türk Telekom işbirliğinde "Telefon Kütüphanesi" kurulmuştu, hatta reklamı epey dönmüştü televizyonda.

Bizde kitabın kıymeti fazla bilinmiyor ama kitap ufuk açar, hayal kurdurur, hayata bağlar. Gözlerimin görmediği bir dünya hayal edemiyorum (şükredin). Ama daha kötüsü, hayal kuramadığım bir dünyada yaşayamam sanırım. Bu yüzden ben koşarak gönüllü olmaya gidiyorum. Bir hayal de siz kurdurun.

Bilgi için: Konuşan Kitaplık websitesi

22 Ekim 2013

Onların Central Park'ı Varsa, Bizim De Babalar Gibi Betonumuz Var

Yıldım ben bizim siyasetçilerin beton sevdasından, rant açlığından. Gavur 150 sene önce inmiş yerin altına, biz hala trafik sorununa çözümü yerin üstünde arıyoruz. Yemiyoruz içmiyoruz, ağaç söküp, üniversite arazisi tırtıklayıp, AVM-bina dikiyoruz, asfalt döküyoruz, olmuyor seneye aynı yola bir daha asfalt döküyoruz. Betonu-asfaltı yaradana şükür.

Manhattan: New York'un merkezi. Dünyada en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip bölgelerden biri. Topu topu 59 km2. Rivayete göre 1,6 milyon insan yaşıyor, 3 milyondan fazlası çalışıyor. Dünya ekonomisinin kalbi burada atıyor desek yalan olmaz. Gitmesek de görmesek de, orada bir Manhattan var uzakta; sanırsın bizim köy, hepimiz adının telaffuzuna kadar biliriz.

Göbeğinde Central Park. 3,41 km2, Manhattan'ın %6'sı. 24.000 ağaç, 9.000 bank, 215 kuş türü, 55 heykel, 36 köprü, 1 hayvanat bahçesi. Arsanın değerini siz düşünün. Ya da düşünmeyin, birileri düşünmüş haritasını bile çıkarmış.
Türkçe meali: park çevresinde m2 fiyatları 54.000 doları buluyor. Bunlar rayiç değerleri, gerçek piyasa fiyatları için ikiyle çarpın. Elin Amerikalısı bilmiyor mu oraya 100 katlı gökdeleni dikmeyi, milyon dolarları cukkalamayı? Alasını biliyor, biz daha kerpiç evlerde yaşarken adam gökdeleni yaratmış. Gavur istese, bizim çapsız belediye başkanlarımızın küçük beyinleri ve dolu cüzdanlarıyla hayallerinde bile göremeyeceği binalar diker oraya. Ama ne oradaki ağacı söküyor, ne içine bina dikiyor, ne de ortasından yol geçiriyor. Çünkü adam biliyor ki o park orada olduğu sürece nefes almaya devam edecek, çocuğu yeşili severek büyüyecek, şehrinin değeri yükselecek. Dünyada bir akıllı bizim fırsatçılar. Parktaki hayvanat bahçesine bizdeki hayvanlardan da numunelik göndermek geçiyor içimden.

Bu arada Central Park'a yılda 40 milyon ziyaretçi geliyormuş. 2012'de turizm cenneti memleketimize gelen turist sayısı rekorunu kırdık: Türkiye toplamı 31,5 milyon.

Naçizane tavsiyem, ilk resme yakından bakın, insanın aklı çıkıyor.

21 Ekim 2013

Dünyayı Değiştiren 7 Afiş



1. Sene 1914. 1.Dünya Savaşı yeni patlak vermiş. İngiliz hükümeti tutuşmuş, gençleri milliyetçi damarlarına bastıra bastıra vatani göreve çağırıyor. Dönemin Savaş Bakanı, afili bıyıklı Lord Kitchener, Britanyalıları istiyor zira memleketin onlara ihtiyacı var. Ha bu arada tabii ki "Tanrı Kralı Korusun". Çizen Alfred Leete.



2. Sene 1917. Tıpkısının aynısı. 1.Dünya Savaşının ilerleyen yıllarında, savaşa asker yetiştiremeyen meşhur Sam Amca "Seni istiyorum" der Amerikan gençlerine. Böylelikle mini mini garibanlar dünyanın diğer ucundaki savaşa, adını bile duymadıkları ülkelere kolayca paketlenebileceklerdir. Sam Amca az daha tontiş olabilirmiş o ayrı konu. Çizen James Montgomery Flagg.

16 Ekim 2013

Haberler Vol.3

8 Ekim 2013. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in "Kimseye karıştığımız yok ama çok aşırı" sözleriyle kıyafetine karışmadığı sunucu Gözde Kansu'nun işine son verildi. 

12 Ekim 2013. Fas'ta, Facebook'ta öpüşme fotoğraflarını yayınlayan iki gencin tutuklanmasını protesto eden onlarca kişi Parlamento önünde öpüşme eylemi gerçekleştirdi. Muhafazakar bir grup protestoyu protesto etti, arbede çıktı. 

14 Ekim 2013. Malezya'da dört yıl süren dava sonucunda, mahkeme Hıristiyan Herald gazetesinin "Allah" yazmasını sakıncalı buldu ve Müslüman olmayanların yayınlarında bu kelimeyi kullanmasını yasakladı.

15 Ekim 2013. İzmir'de sahibinden kaçan bir dana giyim mağazasına camdan girdi. Bayramın ilk gününde 4.000'den fazla acemi kasap hastanelik oldu.

13 Ekim 2013

Hukukla Savaş

Hukuk ile savaşmak değil maalesef. Bizimkisi hukuka karşı savaşmak.
Bireylerin adalete inançlarını yitirmelerinden daha kötüsü, toplumun hukuka inancını kaybetmesi. Haklı olan değil, güçlü olan kazanır bu denklemde. Bunun bir adım ötesi, herkesin eline silahını alıp hakkını aramasıdır (bkz. son haftalarda Gülsuyu Mahallesi). Siyasi iktidarların, solcu ağzıyla amansız sermaye sahiplerinin, eğri ama aslında "doğru" ilişkilere sahip olanların sonuçlarını dikte ettiği davalar gördük, daha da göreceğiz. Taraf olmayanın bertaraf olduğu. Ama sadece taraf olmak yetmiyor, "o" taraf olmak da gerekiyormuş, onu da öğrendik. Gün gelecek Yargıtay onayacak bu kararları. Birilerinin hayatları, onurları ellerinden alınırken, ilamları yazdıranlar "aklınızı başınıza devşirin, ders olsun bu size" diyecek. Tüm doğruların yanlış olduğu bir dönem yaşıyoruz. Ucu bize dokunana kadar susmaya devam edelim, ya sonra?


Esma-ül-Hüsna. Allah'ın 99 ismi.
En sevdiğim "El-Adl". Adil olan demek. Mutlak adaleti sağlayan. Haksızlık yapmayan.
Zulmedenin aksi.

6 Ekim 2013

Şipşak Ekonomi Dersi: Bir Elektrik Faturası Trajedisi

Taa 1800'lerde İngiltere Başbakanı Disraeli "Üç tür yalan vardır: yalan, kuyruklu yalan ve istatistik" demiş. Akıllı adammış vesselam. Bir rakama düz bak bir şey söyler, yan çevir başka şey. Önüne virgül koy bir şey, sene koy başka şey. İdeal manipülasyon aracı. 

Böylelikle şişirme ve itinayla seçilmiş rakamlar tekrarlana tekrarlana ekonomimiz harika gidiyor palavrasına toplumun çoğu ikna edildi. Başbakanın "bu sene geçen yıla göre şu kadar fazla araba sattık" argümanını kalkınma göstergesi olarak sunması bile ekonominin emin ellerde olmadığına delalet aslında. Tabii bu da bir politika, araba satacak ki KDV'sini, ÖTV'sini, MTV'sini Hazineye aktaracak. Sonu "V"yle biten kısaltmalar tedirgin ediyor beni. Araba dediğin tükürükle çalışmıyor, deposuna benzin mazot illa bir şey konulacak. Hop gene vergi. Oldu mu sana dünyanın en pahalı benzini. Biliyoruz vergi dediğin devletlerin olmazsa olmazıdır, her ülkede var. Var da, bizde biraz fazlası var sanki. Adam gibi toplu taşıma koy, canımı ye, illa arabasını kullanmak isteyen ödesin bedelini binsin, ama sen vatandaşa alternatif sun, sonra övün araba satışınla. 


3 Ekim 2013

Pastafaryanizm - Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi

Akıllı Tasarım Teorisini hiç duydunuz mu? Bilgilerin efendisi Wikipedia'ya göre bu teori, "evrenin ve içerisindeki canlıların doğal seçilim gibi modern bilimin kabul ettiği süreçlerle oluşamayacağını, bu nedenle zeki ve bilinçli bir varlık tarafından tasarlandığını iddia eden bir görüş". Kısaca, Tanrı vardır, bu kadar mükemmel bir sistem rastlantı sonucu olamaz, evrim teorisi de yalan dolandır diyor.

İşte bu teorinin ABD'de eğitim müfredatına girmesini eleştiren fizikçi Bobby Henderson, yazdığı bir açık mektupla Uçan Spagetti Canavarı Kilisesini kurdu. Sene 2005. Temelde tepkisel ve hicivsel bir parodi dini. Zamanında Bertrand Russell bir kozmik çaydanlık teorisi atmıştı ortaya, o düşüncenin gelişmiş hali diyebiliriz. 

1 Ekim 2013

"Food Art": Biz Yumurtayı Zor Kıralım, Elalem...

Zamanında analarımız "oynama önündeki yemekle, çarpılırsın, aha böyle kalırsın" tehditleriyle minik beyinlerimize travmalar yaşatacağına "aferin yavruma, ne de güzel mundar ettin yemeğini, yanına bir de köpek yap bakayım" diye bizi destekleseydi... bunlar yapıyor, biz de hayran hayran resimlerini paylaşıyor olmazdık kanaatimce.

Haberler Vol.2

21 Eylül 2013. Gezi olayları sırasında camide içki içilmediğini söyleyen Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Camii Müezzini Fuat Yıldırım, Başakşehir'e bağlı Kayabaşı köyüne atandı.

26 Eylül 2013. Polis müdahalesi sırasında sahip olduğu Divan Otel'ini Gezi eylemcilerine açtığı için Başbakanca eleştirilen Koç grubunun kazandığı MİLGEM ihalesi iptal edildi.

27 Eylül 2013. Son dönemlerde maçlarda yaptıkları hükümet aleyhindeki protestolarla sık sık gündeme gelen üç büyük takımın taraftar gruplarına operasyon düzenlendi. 

28 Eylül 2013. 30 Eylülde yapılacak "demokrasi paketi" basın toplantısına Sözcü gazetesi başta olmak üzere muhalif medya davet edilmedi.

30 Eylül 2013. Başbakan Erdoğan geçmişteki baskıcı rejimlere değinerek, merakla beklenen "demokratikleşme paketi"ni açıkladı. 

22 Eylül 2013

59+75+72=206


Dün ve bugünkü manşetlerden üç haber... 206 ölü.

Kenya'da AVM'ye baskın
Başkent Nairobi'de bir AVM'ye düzenlenen baskında en az 59 kişi öldü, 175 kişi yaralandı. Operasyon hala sürüyor, içeride kaç rehine olduğu belli değil. Kuvvetle muhtemel ölü sayısı artacak. Saldırıyı El-Kaide bağlantılı Somalili Eş-Şebab örgütü üstlendi. Konuysa, Kenya'nın Somali'deki askerlerini çekmemesi. 

Pakistan'da kiliseye intihar saldırısı

Peşaver'de bir kilisedeki ayin sırasında düzenlenen intihar saldırısında en az 75 kişi öldü, 100 kişi yaralandı. Bu yazı yazılırken rakamlar hala artıyordu. Saldırıyı henüz üstlenen yok ama isimlerin pek de bir önemi yok, radikal İslamcılar olduğundan şüphemiz var mı?


Bağdat'ta cenazede kanlı saldırı

Bağdat'ın Şiilerin yoğun yaşadığı bir mahallesinde bir cenaze töreninde düzenlenen intihar saldırısında en az 72 kişi öldü, 120 kişi yaralandı. Saldırıyı henüz üstlenen yok ama Irak savaşının başından beri mezhep çatışmalarının can almadığı gün yok.

Müslüman geçinen Hristiyanı vuruyor; sözde Hristiyan Müslümanı; Müslüman kendi gibi olmayan Müslümanı öldürüyor; barışçıl Budist Müslümanı kesiyor; Hristiyan Budisti bombalıyor, ve liste böyle uzuyor gidiyor.

18 Eylül 2013

Hızlandırılmış Sanat Tarihi Dersi

Yamuk yumuk çöp adamlarımın da bu hayatta tutunacak bir dalı, ellerinden acımasızca alınmış bir şansları varmış meğer...


17 Eylül 2013

Savaş Oyunu


Biri der ki "yok ben bunu sevmiyorum, vuralım".

Beriki cevap verir "hele ben hiç sevmiyorum, babasını da sevmezdim, vuralım".
Öbürleri hemen gaza gelir "biz de vuracağız, bizim elimiz armut mu topluyor?".

Sonra biriyle öbürleri düşünür taşınır "bir sebep bulalım da öyle vuralım bari" derler.

Aranır taranır bir sebep bulunur. Bulunamazsa yaratılır. 

Biriyle öbürleri der ki "ben yine de halkıma bir sorayım". Korkarlar, çünkü oralarda hesap sorarlar adama.

Halk "yeter artık bu kaçtır aynı kanlı oyun, savaş istemiyoruz" der. Halkların gözü açılmıştır.
O sırada beriki yırtınır durur "biz savaşa hazırız".

15 Eylül 2013

Haberler Vol.1

12 Eylül 2013. Nevşehir'de öldürülüp, tecavüz edildiği ortaya çıkan Japon turistin davasını izlemek amacıyla Adliyeye gelen Japon gazeteciler, zanlının yakınları tarafından darp edildi.

14 Eylül 2013. Dışişleri Bakanı Davutoğlu: "Bizim yaptığımız savaşa "dur" çağrısıdır."

15 Eylül 2013. Dünyanın en küçük midillisi İtalya'da mafya tarafından gece yarısı ahırından kaçırıldı.

8 Eylül 2013

Bizim De Olimpiyatımız Olsun, Olmasın Mı?! Aa Olmadı...

Tabii ki konusu her açıldığında içimizdeki gizli milliyetçi uyanıyor, akacak kan damarda durmuyor, "Olimpiyat bizimdir uleyn" naraları atıp, sokaklarda arabalarla dıttırı dıttırı turlamak istiyoruz. Kendimi bildim bileli hep adayız, hep umutluyuz, hep "bu seferki bizim hakkımız". Dün Japonlardan fark yiyerek yine kös kös oturduk yerimize... Tesadüf mü? Eğri oturalım doğru konuşalım, değil.
  • Her şeyden önce, bir spor kültürümüz var mı ki dünyanın en büyük, en prestijli spor organizasyonunu üstlenmeye niyet ediyoruz? Bizim memlekette spor eşittir futbol, konuyu burada da bitirebiliriz. 
  • Halter ve güreş hariç hemen hiç bir spor müsabakasından dereceyle dönemezsin. Şansın yaver gitti bir iki başarı elde ettin diyelim, bunları kat'iyen sürdüremezsin. Ne okulda doğru düzgün spor eğitimi verirsin, ne de yetenekli gençlere maddi manevi imkan sağlarsın. Her yerde "benim genç nüfusum var" diye bas bas bağırırsın ama uluslararası arenada rekabet edebilecek sporcu yetiştiremezsin.
  • Yetiştirdiğin 5 sporcunun 4'ünde doping çıkar, skandal patlar ama bir Allahın kulu koltuğunu bırakmaz.
  • Sporcun olmadığı gibi seyircin de yoktur. Uluslararası atletizm müsabakası düzenlersin, 150'si antrenör ve sporcu, toplasan 200 seyircin olur.
  • Altyapın yetersizdir, benim cebimden çıkan parayla her şeyi sıfırdan yaparsın. 1 liraya yaptıracağın inşaat ihalelerini 10 liraya eşe dosta peşkeş çekersin. Bunu da büyük ihtimalle kalan bir avuç yeşil alana hunharca saldırarak yaparsın. Yarışlar biter, bir daha kimse uğramaz o koca ölü doğmuş yatırımların yanına.
  • Zaten uğramak istese de ulaşamaz. İstanbul da dahil, hala güzel memleketimin hiç bir şehrinde "arabasız da yaşanır burada" dedirtecek bir toplu taşıma sistemi yok. Biz hala araç satışlarını medeniyet göstergesi sanalım, elin kalkınmış Avrupalısı, arabasını ancak hafta sonu şehir dışına gezmeye giderken kullansın.
2020 Oyunlarına aday üç şehrin metro ağı. Yorumsuz...

3 Eylül 2013

Rakı Balık Matematiği

İki doğrudan bir yanlış çıkar mı?

Balık güzeldir, balık doğrudur.
Bir kere kalsiyumdur, fosfordur, proteindir, vitamindir. Kalp krizi riskini azaltır, tansiyonu düşürür, göze iyi gelir. 
Mevsiminde bütçeye uygundur, doya doya yersin. Büyüğü de vardır küçüğü de, her damağa uygun türlü türlü pişer.
Uzatmayayım, faydaları say say bitmez. 

E rakı da güzeldir, doğrudur be.
Tabii bir ayran değildir ama yine de kendine göre bir havası vardır. 
Sevdiğin karşındaysa, o kadeh onunla kalkar. Sevdiğin karşında değil de aklındaysa, o kadeh ona kalkar. Her türlü sevenleri buluşturur.
Kendine keyif sofrası kurdurtur, muhabbeti artırır. Çaktırmadan meyve de yedirir, sebze de.
Kediyi aslan yapar. Kafa açar. Manzara güzelleştirir. Diş ağrısına birebirdir.
Kendi adabı vardır, dışına çıkılmaz, ayıptır. 
Sofrada olmayanlar için kadeh bir kere masaya vurulur. Çok özlediysen, ölüp gidenler için de bir kere yere vurulur. 

Şimdi bir daha soruyorum: iki doğrudan bir yanlış çıkar mı?
Vira bismillah, 1 Eylül'de denizde av yasağı bitti. E haydi, anlayan anladı...

1 Eylül 2013

"Street Art": Sokak Sanatı ya da Hayata Rengarenk Bakabilmek

Kimi sığırlar ağlayamıyor, kimileri de renklere tahammül edemiyor belli ki. Herhalde renk gördüklerinde kendi renksizlikleri, anlamsızlıkları ortaya çıkar diye korkuyorlar. Sağa dönsek gri, sola dönsek gri, bırakın iki merdiven de renkli olsun, ne olacak? Sonra sağı solu "boyayan adam"larla uğraş dur.

Belediyelerimiz sağolsunlar bizim için gece gündüz demeden çalışadursunlar, elalem sokaklarına neler yapmış bakalım da az gözümüz gönlümüz açılsın. Namussuz herifler bir de bunların festivallerini yapıyorlar...


Almanya

İspanya

Fransa


Rusya

28 Ağustos 2013

Be Adam, Sen Git Kendini Sok Savaşa, Bizi Karıştırma!

Göz göre göre giriyoruz savaşa. Gene içimizden bir ses "yanlış giden bir şeyler var" diye fısıldarken birilerinin bizim namımıza abuk subuk kararlar almasını seyrediyoruz. 
Be adam, dur iki dakika düşün. "Müslüman kardeşlerimiz ölüyor biz buna seyirci kalamayız!" diye kendini de, yandaşını da gaza getirirken bir soluklan, derin nefes al. Koşa koşa girdiğin o savaşta senin topraklarındaki üsler kullanılarak atılacak bombalardan Japon balıkları mı ölecek sanıyorsun? O binlerin, yüz binlerin kanı olmayacak mı senin ellerinde? 

"Aman diktatörü devirelim, demokrasi gelsin" diyorsun. İyisin, hoşsun, oraları bilmesem bu iyi niyetli söylemlerine inanabilirim aslında. Ama unuttukların ya da anlamadıkların var. Birincisi demokrasi deterjan değildir, ihtiyaç duyunca marketten alamazsın, "hop bak demokrasi geldi" deyince bir anda belirmez. İkincisi Ortadoğu senin sandığın gibi değildir. Kötü adam gider, bir anda ülke muasır medeniyet seviyesine yükselir sanıyorsun, değil mi? Gülerler adama. Oralarda adettir, gelen gideni aratır. 


Arap Baharının geçtiği tüm ülkelerde sözde seçimler oluyor ama istisnasız hepsi şaibeli. Muhalefet liderleri öldürülüyor. Mezhep çatışmaları tetikleniyor, yıllardır bir arada yaşayanlar artık birbirine düşman. Mısır'da her gün insanlar ölüyor. Tunus tekrar kaynadı kaynayacak. Ülke ayrımı gözetmeksizin, başa gelen, kendi baskıcı, çoğunlukla da gerici rejimini zorla empoze etme peşinde. "Boru değil, ben seçilerek geldim, benim her dediğimi yapacak, uygun gördüğüm şekilde yaşayacaksın, bu dünyaları ben yarattım heyytt" mantığı size de bir yerden tanıdık gelmiyor mu? 


Be adam, çok uzağa gitme daha birkaç yıl öncesinde, yine senin burnunun dibinde, aynı oyuna gelmedi mi tüm dünya? Irak'ta ölenlerin sayısı milyonu aştı, sözde demokrasi geldi, insanlar aç, işsiz, her gün kıyafetleriyle birlikte ölüm korkusunu giyinerek çıkıyorlar evlerinden. Bak daha bugünkü gazeteden artık hiçbirimizin açıp

Can Baba'dan...

"Şunları bir araya toplayayım.
Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.

Mutfak işinden de anlarım.

Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. 
Bayağı da para gitti.

Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum. 

19 Ağustos 2013

Pardon Bağyan, Tanışalım Mı?

Burası mühim, değil mi? Bu üç beş satırdan ya beni sevecek, ya da sevmeyecek ve hatta sallamayacaksınız. İki dakika soluklanın sayfada, o arada iki çift laf edelim.

Şuyum buyum demek de pek zordur. "Bana kendini anlat" sorusunu sevmem, soranı da sevmem. O yüzden sinsi ve usta bir manevrayla savuşturmak lazım bu faslı: Uğur Gürsoy'un yarattığı safsalak, kendi küçük dünyasında mutlu mesut yaşayan oğlan çocuğu Fırat! İşte esas oğlanımız buna benzer bir şey. Bilenler bilir, bilmeyenler için buyrun bir kuple...

Tanıştığımıza göre gelelim esas mevzuya...

Zip İşleri'ne Hoşgeldiniz! 

Çünkü düşüneceklerimizin (daha doğrusu düşünmeyeceklerimizin), konuşacaklarımızın, tarafımızın, oyumuzun renginin, hayata bakacağımız pencerenin ve hatta yiyeceğimiz yemeğin bile harfi harfine bize empoze edildiği bir dünyada, pek anlamsız bir devirde yaşıyoruz. E doğal olarak da her şeyin kısaltılmış -zipli- versiyonunu yaşar, düşünür, hisseder olduk. Fikir üretmeye, eleştirmeye, hayatı yaşanır kılan şeylerden bırak keyif almayı onları fark etmeye bile vaktimiz de, hevesimiz de kalmadı.
Küçükken dünyaları değiştireceğim diye dolanırdım ortalıkta, aman da aman ne kadar şirinmişim öyle. Bunca senenin sonunda kendi dünyamı değiştirmenin bile çok zor olduğunu idrak ettim. 
Ama yine de susarak yok olmaktansa, açarım kendi zip dosyamı okuyan okur, okumayanı görmeyeyim bir daha buralarda. Saygılar sevgiler ey ahali!