Telmo Pieper 4 yaşında çizdiği resimleri koca adam olunca dijital ortamda yine, yeni, yeniden çizmiş.
Tadından yenmez.
25 Temmuz 2014
21 Temmuz 2014
Otoriteye İtaat - Milgram'dan Gazze'ye
Hastayız otoriteye. Sorsan mangalda kül bırakmayız, "yok efendim bana kimse istemediğim şeyi yaptıramaz", palavra tabii. Gizli gizli seviyoruz komut almayı, güdülmeyi. Zaten Başbakan höt dedikçe milletçe mest olmamızın akılla başka izahı olamaz.
1962 yılı. 2.Dünya Savaşı bitmiş, Nuremberg Mahkemesinde Nazi savaş suçluları yargılanmış, hemen hepsi "biz görevimizi yaptık, komutları uyguladık" savunmasına sığınmış. İşte buradan yola çıkarak Yale Üniversitesinden Stanley Milgram itaat üzerine şu deneyi yapmış:
Farklı sosyokültürel ortamlardan 40 denek seçilir, bunlara öğretmen rolü verilir. Yan odada bir öğrenci bulunur, kendisi aslında aktördür ama deneklerin bundan haberi yoktur. Denekler sorular soracak, her yanlış cevapta görmedikleri ama duyabildikleri öğrenciye bir düğmeye basarak elektrik akımı vereceklerdir. 15 voltla başlanır, her yanlışta 15'er volt artarak 450 volta kadar çıkılır. Tabii ki akım makım yoktur aslında ama denekler bunu bilmez. Verilen elektrik yükseldikçe öğrenci acı çığlıkları atar, kalp rahatsızlığından dem vurur, duvarları yumruklar. 135 voltta bazı denekler deneyi sorgulamaya başlasalar da bir şeyden sorumlu olmadıkları belirtilince devam ederler. Denekler tereddüt ettikçe yanlarında bulunan deney sorumlusu -otorite figürü- devam etmelerini söyler. Ve zorlanarak da olsa devam ederler. Çığlıklara rağmen hiçbir denek 300 volttan önce deneyi terk etmez. 40 denekten 26'sı 450 volta kadar çıkar. %65! Aynı deney farklı ülkelerde de denenir, ve bu oran yer yer %85'e ulaşır.
Milgram deneyinden çıkan sonuç; KİŞİLER, uygun ortam bulduğunda, otorite tarafından desteklendiğinde, SADİSTLEŞEBİLİYOR, AKIL ALMAZ ŞİDDET EYLEMLERİ GERÇEKLEŞTİREBİLİYOR.
18 yaşında eline silah tutuşturulmuş İsrailli çocuk askerlerin bilgisayar oyunu oynar gibi Gazze'de çoluk çocuk demeden insanları patır patır vurması; Hamas'ın da akça pakça bir oluşum olmaması, otoriter yönetimiyle Filistinlileri canından bezdirmek bir yana yeri geldiğinde kendi halkını canlı kalkan olarak kullanması; ölen Filistinlilerin yasını
1962 yılı. 2.Dünya Savaşı bitmiş, Nuremberg Mahkemesinde Nazi savaş suçluları yargılanmış, hemen hepsi "biz görevimizi yaptık, komutları uyguladık" savunmasına sığınmış. İşte buradan yola çıkarak Yale Üniversitesinden Stanley Milgram itaat üzerine şu deneyi yapmış:
Farklı sosyokültürel ortamlardan 40 denek seçilir, bunlara öğretmen rolü verilir. Yan odada bir öğrenci bulunur, kendisi aslında aktördür ama deneklerin bundan haberi yoktur. Denekler sorular soracak, her yanlış cevapta görmedikleri ama duyabildikleri öğrenciye bir düğmeye basarak elektrik akımı vereceklerdir. 15 voltla başlanır, her yanlışta 15'er volt artarak 450 volta kadar çıkılır. Tabii ki akım makım yoktur aslında ama denekler bunu bilmez. Verilen elektrik yükseldikçe öğrenci acı çığlıkları atar, kalp rahatsızlığından dem vurur, duvarları yumruklar. 135 voltta bazı denekler deneyi sorgulamaya başlasalar da bir şeyden sorumlu olmadıkları belirtilince devam ederler. Denekler tereddüt ettikçe yanlarında bulunan deney sorumlusu -otorite figürü- devam etmelerini söyler. Ve zorlanarak da olsa devam ederler. Çığlıklara rağmen hiçbir denek 300 volttan önce deneyi terk etmez. 40 denekten 26'sı 450 volta kadar çıkar. %65! Aynı deney farklı ülkelerde de denenir, ve bu oran yer yer %85'e ulaşır.
Milgram deneyinden çıkan sonuç; KİŞİLER, uygun ortam bulduğunda, otorite tarafından desteklendiğinde, SADİSTLEŞEBİLİYOR, AKIL ALMAZ ŞİDDET EYLEMLERİ GERÇEKLEŞTİREBİLİYOR.18 yaşında eline silah tutuşturulmuş İsrailli çocuk askerlerin bilgisayar oyunu oynar gibi Gazze'de çoluk çocuk demeden insanları patır patır vurması; Hamas'ın da akça pakça bir oluşum olmaması, otoriter yönetimiyle Filistinlileri canından bezdirmek bir yana yeri geldiğinde kendi halkını canlı kalkan olarak kullanması; ölen Filistinlilerin yasını
5 Temmuz 2014
Bir Tutam Monaco
Bond filmleri gibi. Afili ağabeyler, ablalar her yerde. Köpekler bile havalı, Karabaş tadında sevemezsin. Şaşaalı arabalar, yatlar, katlar. Altında cip, Bebek sahilinde turlayan veletlerin sonradan görmeliği yok. Zaten memlekette herkes zengin olunca olağanüstü bir durum olmuyor bu. Malum, Monaco dünyanın en kodaman para babalarının yerleşip paraları çatır çatır yediği şehir devlet. Vatikan'dan sonra dünyanın en küçük 2. ülkesi, 2 km2 bile değil. Alan küçük olunca güzelim şehri koca koca binalarla doldurmuşlar, o pek olmamış. Nüfusu topu topu 30.000. Vergi cenneti diye biliniyor, zira gelir vergisi alınmıyor. Bir tek Fransa'nın baskısı üzerine zenginler gelip vergi kaçıramasın diye Fransızlardan alınıyor. Ne alaka diyeceksiniz, demeyin. Tarih boyunca ülkenin komşu Fransa'yla çok yakın ilişkileri olmuş. 1918'de imzalanan anlaşmadan beri Monako Prensliği Fransa'nın askeri koruması altında. Aynı anlaşmaya göre ülkeyi 1297'den beri yöneten Grimaldi ailesinden hükümdar prensin erkek evladı olmazsa ülke Fransa'ya bağlanacak. Neyse ki Prens III.Rainier Hollywood efsanelerinden Grace Kelly'yi kendine eş, çocuklarına ana yapmış da bağımsızlık sürmüş. 2002 anlaşmasında bu erkek varis konusu kalkmış da halk rahat bir nefes almış.
Yeri gelmişken söyleyeyim, Monaco'yu Foçalılar kurmuş. Evet evet, hani İzmir'in şirin sahil kasabasının eski sakinleri.
Gelelim bugüne. Ben gittiğimde sene 2009'du, küresel kriz birkaç ay önce patlak vermiş, ama daha Monaco'yu kasıp kavurmamıştı. Sokaklarda lüks şubelerini gördüğümüz bankaların bir kısmı kısa süre sonra kepenk indirecekse de bu durum ekonominin can damarı casinoların dolup taşmasına engel değildi. Ana cadde -ki kendisi aynı zamanda Formula 1 pisti- sizi doğrudan Monte Carlo Casinosuna götürüyor. Şehrin göbeğinde lale bahçeleri içindeki heybetli bina, Monaco'yu kumar merkezi yapmayı aklına koymuş, burnu iyi koku alan bir iş kadını olan Prenses Caroline'nin öncülüğünde 1863'de yapılmış.
Yeri gelmişken söyleyeyim, Monaco'yu Foçalılar kurmuş. Evet evet, hani İzmir'in şirin sahil kasabasının eski sakinleri.Gelelim bugüne. Ben gittiğimde sene 2009'du, küresel kriz birkaç ay önce patlak vermiş, ama daha Monaco'yu kasıp kavurmamıştı. Sokaklarda lüks şubelerini gördüğümüz bankaların bir kısmı kısa süre sonra kepenk indirecekse de bu durum ekonominin can damarı casinoların dolup taşmasına engel değildi. Ana cadde -ki kendisi aynı zamanda Formula 1 pisti- sizi doğrudan Monte Carlo Casinosuna götürüyor. Şehrin göbeğinde lale bahçeleri içindeki heybetli bina, Monaco'yu kumar merkezi yapmayı aklına koymuş, burnu iyi koku alan bir iş kadını olan Prenses Caroline'nin öncülüğünde 1863'de yapılmış.
1 Temmuz 2014
Yaprak Sanatı - Leaf Art: Roy Mallari
Roy Mallari. Bir hayalci daha. Filipinli. Resim yapıyor kendisi. Malzemesi en doğalından, yaprak. Kese kese sanatını icra ediyor... Instagram'da "roy143" adıyla bulunuz, seviniz, sayınız.
30 Haziran 2014
Haberler Vol.10
28 Haziran 2014. Üsküdar Fethipaşa Korusu'ndaki koruma altındaki tarihi Hüseyin Avni Paşa Köşkü çıkan yangında kül oldu. Koru son olarak TMSF tarafından 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasında adı geçen müteahhit-işadamı Mehmet Cengiz'e satılmıştı.
28 Haziran 2014. Fethi Paşa Korusu, sade bir yangın töreniyle imara açıldı.
28 Haziran 2014. Mehmet Cengiz: "En son Topkapı Sarayı'nı da yakıp mesleği zirvede bırakmak istiyorum".
Not: Son iki haber Zaytung ürünü olup, hiiiç bir sorumluluk kabul edilmez.
28 Haziran 2014. Fethi Paşa Korusu, sade bir yangın töreniyle imara açıldı.
28 Haziran 2014. Mehmet Cengiz: "En son Topkapı Sarayı'nı da yakıp mesleği zirvede bırakmak istiyorum".
Not: Son iki haber Zaytung ürünü olup, hiiiç bir sorumluluk kabul edilmez.
25 Haziran 2014
Güvercin İstilasından Tayyare Puluna
Güvercinler balkonu ele geçirdi. Her yumurtada hakimiyetlerini biraz daha ilan ettiler. Kolay lokma değildim aslında ama güvercinler dişli çıktı. Kuş değil, Viyana kapısındaki yeniçeri ordusu gibiydiler, ikisini kovdum, dördü döndü. Aldılar Viyana'yı. Sevmesek de alıştık birbirimize sonunda. Balkonda durum buyken son kalan gurur kırıntılarımla bari evi temizleyeyim de orada patron kimmiş anlasınlar diye düşündüm. 3 nolu güvercine "yavrum bi çay kap gel, işimiz var" dedim. Kolilere giriştik. İçlerinden taş plak çıktı bir ton. Taş plakların üstünde de "Tayyare Pulu". Merak sardı beni. Okuduklarım, elleri öpülesi insanların bu ülkeyi nasıl yokluktan var ettiğini hatırlattı.1925'de Türk Tayyare Cemiyeti -bugünkü adıyla Türk Hava Kurumu- Atatürk'ün öncülüğünde kurulur. Memleketin uçakları halkın dişinden tırnağından artırdığı bağışlarla alınagelmiştir,
27 Mayıs 2014
Cancun Sualtı Müzesi
Dr. Jaime Gonzalez ve Roberto Diaz. Bu iki adam bir hayal kurmuş. Yanlarına bir de heykeltraş almışlar, Jason DeCaires Taylor. Denizin altında eşsiz bir müze yapacağız demişler. Ve de yapmışlar. 2008'den beri 500'den fazla heykel yerleştirilmiş denizin altına. Turistsin, takıyorsun tüpünü müpünü dalıyorsun, geziyorsun, çıkıyorsun. Mis.
Karşınızda Meksika'da Cancun Underwater Museum - MUSA.
Karşınızda Meksika'da Cancun Underwater Museum - MUSA.
25 Mayıs 2014
Alevi Mi? Vurun Kellesini.
Alevi değilim ama Aleviyi severim... Sevilmeli, sevilsin.Zira kendileri ekseriyetle dürüst, ahlaklı, temiz, çalışkandır. Kadına kıymet verir. Damarına basılmadıkça etliye sütlüye karışmaz, huzur içinde yaşayıp göçüp gitmek derdindedir. Alnının çatına zülfikar çizdirip asıp kesen psikopatlar bir yana, adam gibi adamdır pek çoğu.
Müslümanlığın, inancın kantarı sende ya, dinsiz diye yapıştırırsın yaftayı, çünkü bir doğru seninkidir. Alevinin ibadetini ibadetten saymaz, hatta şer yuvası olarak görürsün. İçin öyle bir fesat, öyle bir karadır ki, kafanda kadınla erkeği ancak malum iş için yan yana getirebilirsin.
Evini işaretler, camlarını taşlatırsın ki mahallede barınamasınlar. Mahallede barındırtmadığın gibi kaçıp göçtüğü yerde can güvenliği, iş, aş sağlamazsın. Sivas katliamına hiç bağlamayacağım, ama istesek güzel bağlanır.
Haksızlığa dayanamaz bazıları çıkar seni protesto eder. Protestoda mı öldü, kesin "terörist, dinsiz, provokatördür, layığını bulmuştur". Korku senin iliklerine öyle bir işlemiştir ki ölüye bile saygın yoktur, bırakmazsın cenazesi huzur içinde kalksın, insanlar acısını yaşasın.
Devlet eliyle vatandaşı evinde, memuru işinde, hakimi mahkemede, bacak kadar çocuğu da okulunda Alevi
15 Mayıs 2014
İmza Kampanyası #SomaSonOlsun
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi'ni ısrarla imzalamayan Türkiye için buyrun imzaya:
İmza Kampanyası
Alıntıdır:
*3 Mayıs günü bu kez Soma'da karşımıza çıktı karanlık. Soma'da yaşanan, yüzlerce insanın hayatını kaybettiği, yakın tarihimizin en büyük maden faciası ilk değil ama son olmasını sağlamak bizim elimizde.
İmza Kampanyası
Alıntıdır:
*3 Mayıs günü bu kez Soma'da karşımıza çıktı karanlık. Soma'da yaşanan, yüzlerce insanın hayatını kaybettiği, yakın tarihimizin en büyük maden faciası ilk değil ama son olmasını sağlamak bizim elimizde.
Türkiye 19 yıldır masada duran, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 176 numaralı "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi"ni imzalasın ve karar TBMM tarafından onaylansın.
Soma'da yaşananların son olması, bir daha hiçbir madende böyle faciaların yaşanmaması için Türkiye'nin "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi" şart.
Bianet'ten Elif Akgül'ün haberinde verdiği detaylara göre, sözleşme maden işletmesi sahiplerine ve hükümetlere önemli sorumluluklar getiriyor.
1995 tarihli sözleşmeyi 26 ülke imzaladı. 4 Haziran 2014'te Fas’ta, 19 Temmuz 2014'te de Rusya’da yürürlüğe girecek olan sözleşmeyi ise Türkiye imzalamıyor.
14 Mayıs 2014
Çizmelerimi Çıkarayım, Sedye Kirlenmesin
TDK'ya göre
Kaza: istem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması
Cinayet: Adam öldürme veya adam öldürme derecesinde ağır suç
Kaza: istem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması
Cinayet: Adam öldürme veya adam öldürme derecesinde ağır suç
29 Nisan 2014. Mecliste Soma'yı araştırma önergesi CHP, MHP ve BDP'nin evet oylarına karşılık, AKP'nin hayır oylarıyla reddedilir.
13 Mayıs 2014. Trafo patlar. Yangın çıkar. İçeride mahsur kalan 200'den fazla işçi yana yana, boğula boğula ölür.
13 Mayıs 2014. Trafo patlar. Yangın çıkar. İçeride mahsur kalan 200'den fazla işçi yana yana, boğula boğula ölür.
Kaza mı? Hadi lan ordan...
Allah bizi "kaza"lardan değil, vicdan yerine cüzdan taşıyan politikacıdan, rüşvetçi "yetkili"den korusun.
Şimdi biri çıkar "kader, kısmet, Allah'ın takdiri, fıtrat" der, iki günah keçisi seçilir, suç onlara atılır, sen sağ ben selamet yola devam.
Allah bizi "kaza"lardan değil, vicdan yerine cüzdan taşıyan politikacıdan, rüşvetçi "yetkili"den korusun.Şimdi biri çıkar "kader, kısmet, Allah'ın takdiri, fıtrat" der, iki günah keçisi seçilir, suç onlara atılır, sen sağ ben selamet yola devam.
Şu an milyonlarca insan gibi içim yanıyor. Hiç tanımadığımız yüzlerce cana ağlıyor, yüzlerce cana dua ediyoruz.
Madenden yaralı kurtarılan işçi "Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin" dedi... Bu cümle her aklıma düştüğünde gözlerimden yaş geliyor. Ne diyelim şimdi biz o kirli çizmeli, tertemiz yüreğe?
30 Nisan 2014
Diri Diri Çocuk Yakmak!!
Yazasım yokken susasım kalmadı.Bir insan nasıl bir çocuğa, bir bebeğe kıyar aklım almıyor. İnsan dedim ama lafın gelişi tabii. Oksijen tüketimi insanlık kriteri olmamalı.
"Bıçakla vurdum. Üzerine benzin döktüm. Kibritle ateşe verdim, çığlıklar atmaya başladı". İfadeye gel. Hani basitçe vurarak ya da ilaçla falan da öldürmüyor it, diri diri yakıyor.
6 yaşında lan o çocuk. Daha süt kokuyor. Elleri ayakları minik minik. Nasıl da güzel gülüyor.
Şimdi sen buna ne ceza vereceksin de adaleti tesis edeceksin ey hakim? O minicik masum suratı toprağın altına gömmüşken neyi konuşacağız?
Bu kişisel isyan.
Bir zamanlar bunu yapan mahluk da kundakta bebeymiş. O halden bu noktaya nasıl gelinir cidden deşmek lazım. Anası babası hacısı hocası, hepsini bir yoklamak lazım. Böyle mi doğdu, böyle mi oldu? Çünkü bir değil, iki değil, bu puştlardan toplumun içinde binlerce var, her gün yenisi çıkıyor ortaya. Öldürme dürtülerinin tetiklenmesi için de fazla bir sebebe gerek yok hani. Belki otobüste bu yazıyı okurken yanında oturan adam o. Belki çocuğunun okulu önünde kendine kurban seçen simitçi o.
Toplumumuz seri biçimde psikopatlar üretmeye başladı, kadın cinayetleri, aralara serpiştirilmiş çocuk cinayetleri, ortaya karışık cinnetler... Noluyor lan bize?
Bu da her boka vıtvıt ahkam kesen sosyolojik isyan.
6 Nisan 2014
Bir Tutam Tirilye
Bursa'yı biliriz. Mudanya'yı da biliriz. Ama taş çatlasa 12 km ötedeki Tirilye'yi pek bilmeyiz. İyi ki de bilmeyiz.Belki de isminin önce Tirilye, sonra Mahmutşevketpaşa, sonra Zeytinbağı, son olarak da yine Tirilye olarak değiştirilmesinin sebebi ahalinin kafasını karıştırarak izini kaybettirmektir. Laf aramızda Tirilye adını Yunancadaki "trigla" yani barbun balığından almış olabilir. Marmara Denizine nazır restoranlarda barbunu afiyetle götürürken insan kavrıyor nedenini.
Bugün beldenin nüfusu 2000 ya var ya yok. Kurtuluş Savaşının bitmesiyle Tirilyeli Rumlar mübadeleyle Yunanistan'a göç eder. Ve zeytincilik de bir daha geçmişteki cafcaflı günlerindeki gibi olmaz. Üretim devam ediyor, sektör ekonominin yine can damarı ama bir şeyler eksik. Kasabanın Bandırma istikameti çıkışında itfaiyenin yanında zeytin kooperatifinin terk edilmiş fabrikası görülesi. Zeytinden anlayanlar bilir, çekirdeği ufak, kabuğu ince, lezzeti bol, meşhur Tirilye zeytininin kaynağı işte burası. Memleketin başka bölgelerinde zeytin ağaçlarına da Tirilye aşısı yapılıyormuş fakat aynı lezzet yakalanamıyormuş. Tirilye'de zeytinin yanı sıra, köylülerin el değmeden ürettiği zeytinyağını pet şişelerde esnaftan almak da mümkün, markalaşmış Emil İsmail'in dükkanından almak da.
![]() |
| Tirilye Zeytinlikleri |
![]() |
| Fatih Camii - Fotoğraf Panoramio: Haluk Cömertel |
11 Mart 2014
Berkin Ölür. Dünya Döner.
Polis destan yazar. Berkin komaya girer. Berkin 15 yaşında 16 kiloya düşer. Berkin ölür. Dünya dönmeye devam eder.Ali İsmail ölür. Dünya döner.
Abdullah, Ethem, Mehmet, Ahmet ölür. Dünya döner.
Tetiği çeken de, çektiren de çıkıp özür dilemez, başsağlığı dilemez, yalandan bile olsa "bu işin peşindeyiz" demez, sorsan adını bile bilmez. Ağzından 'Allah'ı düşürmeyen insan kılıklı mahluk "oh olsun" der. Adalet yine yeni yeniden ölür. Dünya döner.
Devlet büyüklerimize zeval gelmesin yeter, biz gerekirse ölürüz.
Bugün de ölmedik çok şükür. İçimizde çok şey öldü ama biz sağız.
6 Mart 2014
Ankara Birası Da Neymiş?
Ankara Birası. Ata'nın talimatıyla yerli üretimi ve tarımı teşvik amacıyla Atatürk Orman Çiftliğinde 1934'te kurulmuş fabrikanın birası. Fabrikayı ve çiftlik kompleksini İsviçreli şehir plancı-mimar Ernst Egli yapmıştır, ki kendisi alanında mühim adamdır.
Ankara Birası, Bomonti kardeşlerce İstanbul'da 1890'dan beri üretilen Bomonti birasının tekelini kırmıştır. Hatta rivayete göre bu yüzden, Atatürk'le Bomonti'yi destekleyen İnönü'nün arası açılmıştır.
Fabrika Atatürk'ün vasiyeti doğrultusunda 1937'de Çiftlikle beraber Hazineye, 1939'da da Tekel'e devredilir.
1938 yılında Tekel'e devredilen Bomonti'nin de birleşimiyle, Tekel Birasına dönüşür, üretim Yozgat'a kayar. Ankara fabrikasındaysa Ankara Viskisi üretilmeye başlanır. O Tekel birasının da tiryakisi çoktu zamanında.
Ne hazindir ki bugün tüm bu saydığım markalar, özelleştirilerek, amaca değil paraya bakar kapitalist düzene yenik düşüp tarih olmuştur.
![]() |
| AOÇ Bira Fabrikası |
Fabrika Atatürk'ün vasiyeti doğrultusunda 1937'de Çiftlikle beraber Hazineye, 1939'da da Tekel'e devredilir.
1938 yılında Tekel'e devredilen Bomonti'nin de birleşimiyle, Tekel Birasına dönüşür, üretim Yozgat'a kayar. Ankara fabrikasındaysa Ankara Viskisi üretilmeye başlanır. O Tekel birasının da tiryakisi çoktu zamanında.
Ne hazindir ki bugün tüm bu saydığım markalar, özelleştirilerek, amaca değil paraya bakar kapitalist düzene yenik düşüp tarih olmuştur.
4 Mart 2014
Haberler Vol.9

28 Şubat 2014. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda tutuklanan Reza Zarrab ve bakan oğulları kaçma ihtimalleri olmadığı gerekçesiyle serbest bırakıldı. Başbakan "hak yerini buldu" dedi.
3 Mart 2014. İran uyguladığı Facebook'a erişim yasağını kaldırmayı planlıyor.
27 Şubat 2014
Bize Mandal, Ona Tuval: Victor Nunes
Bir başka muhteşem hayal gücü: Victor Nunes. Bu da Facebook sayfası.
Mandal bize mandal, ona tuval.
Bize yeşil mercimek en fazla kara şimşek, ona en janjanlı boya.
Mandal bize mandal, ona tuval.
Bize yeşil mercimek en fazla kara şimşek, ona en janjanlı boya.
26 Şubat 2014
Bize De Mi Harakiri?
Akılla namusun benzersiz birleşimi ufak tefek Japonlardan bir halk mucizesi: Harakiri ya da Seppuku. Japon karnıyarığına tekabül ediyor.
Faydaları say say bitmez; namus temizler, kişiyi paradan da aval evlattan da kurtarır, ülkeyi feraha çıkarır, politikada gençlerin önünü açar... TDK'da tanımı bile var.
Fazla şova gerek yok, el ense çekerek istifaya da razıyım.
Fazla şova gerek yok, el ense çekerek istifaya da razıyım.
23 Şubat 2014
18 Şubat 2014
Tekerleği Yeniden İcat Etmek
Son zamanların pek yerinde, geleceğe dair sımsıcak ümitler veren icadı Kopenhag tekerleği ("Copenhagen Wheel").Arka tekerleği Kopenhag'la değiştiriyorsun, bisiklete yerleştirdiğin akıllı telefonuna uygulamayı indiriyorsun, iş bitiyor. Alet senin normal temponu algılıyor, frene bastığında veya boşta gittiğinde enerjiyi topluyor, mesela yokuşa gelip de tıkandığında hop onunla seni ittiriveriyor. Düğme müğme yok, kendisi yapıyor her şeyi. Üstüne bir de sportif faaliyetlerinin ölçümünü yapıyor, wireless bağlantısıyla çevrenle ilgili bilgi veriyor, eş dostla paylaşım sağlıyor, yapıyor da yapıyor. Senden, benden akıllı alet. Ederi 799 $. Bir de ütü yapsa tadından yenmez.
Tabii bisiklet bizim için neşeli çocukluğumuzun yazlıklarındaki sokak eğlencesi olmaktan öteye gitmediği için icadın önemini kavramakta güçlük çekebiliriz. Ancak bir de şehiriçi ulaşımını sırf bisikletle yapan milletlere sormak lazım. 5,09 TL. Ha bu da ansızın aklıma düşen 95 oktan benzinin litre fiyatı.
Mucit ekibin gözlerinden öperim.
10 Şubat 2014
Demokrasi Bize Neden İki Beden Büyük?
Mazur görün ama alışmamış kıçta don durmazmış. Demokrasi de bir türlü olmuyor üstümüze, eğreti duruyor, bir tarafı kapatınca öbür taraf açıkta kalıyor. Uzun süre de yıldızımız barışacak gibi görünmüyor.
Bizim vatandaşa sorsan dört senede bir sandık başına gidip oy vermek kafi, bazen onu bile çok görüyor. Bilmez ki oy vermek işin sadece başıdır. Bilmez ki temel hakları vardır. Bilmez ki o oya da, haklara da sahip çıkmak gerekir. Bilmez ki İngiliz, kralının yetkilerini kısıtlayan Magna Carta'yı 13. yüzyılda yazmıştır. Bilmez ki elin Romalısı 2000 sene evvel güçler ayrımını bulmuştur. Bilmez ki Montesquieu 1748'de bunu zihinlere öyle bir yerleştirmiştir ki yarım asır sonra bu ve benzer fikirlerden yola çıkarak Fransa'da halk ihtilal yapmıştır. Bilmez ki yargı-yasama-yürütmeyi birbirinden ayıran kuvvetler ayrılığı laf kalabalığı değildir. Tarihte örneği çoktur, ruh hastasının teki iktidara gelirse aklına eseni yapamasın, kontrol mekanizmaları olsun diyedir. Bilmez ki adalet sadece bir kadın ismi değil, insan gibi yaşamanın güvencesidir. Bilmez ki demokrasi de bir kültürdür. Bilmez de bilmez işte. Bilmediğini bile bilmez.
Bilmez çünkü bu haklar için mücadele etmemiş, kafa yormamış, canını vermemiştir.
Bilmez çünkü karnını doyurmak, fazla da sesini çıkarmamak gibi hep başka öncelikleri olmuştur. Zamanının ve toplumunun çok ilerisinde bir lider ona hediye etmiştir bunları. Kıymetini bilmeyi bırak hala sindirmek için debelenir. Oyu veren bunları bilmeyince oyu alan da seçilmenin bildiğini okumak demek olmadığını bilmez, derhal gözü döner, hakkı hukuku askıya alır.
Osmanlı ahalisine 'tebaa' denir. Tâbi olmaktan gelir, kişi padişaha aittir, saray mutfağındaki kevgirden farksızdır. Kalk sen tebaa olmak genetik kodlarına yüzyıllar boyunca işlenmiş adama "kardeş sen milletsin, hakların var, özgürsün" de. Kalk sen nüfus sayımında köydeki davar kadar ehemmiyeti olmayan kadına 80 sene önce oy hakkı ver. Ne zorun var? Tersine, aptallaştırılan, cahil bırakılan bir toplumu yönetmek kolaydır, vur kafasına al lokmasını.
Bizim vatandaşa sorsan dört senede bir sandık başına gidip oy vermek kafi, bazen onu bile çok görüyor. Bilmez ki oy vermek işin sadece başıdır. Bilmez ki temel hakları vardır. Bilmez ki o oya da, haklara da sahip çıkmak gerekir. Bilmez ki İngiliz, kralının yetkilerini kısıtlayan Magna Carta'yı 13. yüzyılda yazmıştır. Bilmez ki elin Romalısı 2000 sene evvel güçler ayrımını bulmuştur. Bilmez ki Montesquieu 1748'de bunu zihinlere öyle bir yerleştirmiştir ki yarım asır sonra bu ve benzer fikirlerden yola çıkarak Fransa'da halk ihtilal yapmıştır. Bilmez ki yargı-yasama-yürütmeyi birbirinden ayıran kuvvetler ayrılığı laf kalabalığı değildir. Tarihte örneği çoktur, ruh hastasının teki iktidara gelirse aklına eseni yapamasın, kontrol mekanizmaları olsun diyedir. Bilmez ki adalet sadece bir kadın ismi değil, insan gibi yaşamanın güvencesidir. Bilmez ki demokrasi de bir kültürdür. Bilmez de bilmez işte. Bilmediğini bile bilmez.
Bilmez çünkü bu haklar için mücadele etmemiş, kafa yormamış, canını vermemiştir.
Bilmez çünkü karnını doyurmak, fazla da sesini çıkarmamak gibi hep başka öncelikleri olmuştur. Zamanının ve toplumunun çok ilerisinde bir lider ona hediye etmiştir bunları. Kıymetini bilmeyi bırak hala sindirmek için debelenir. Oyu veren bunları bilmeyince oyu alan da seçilmenin bildiğini okumak demek olmadığını bilmez, derhal gözü döner, hakkı hukuku askıya alır.
Osmanlı ahalisine 'tebaa' denir. Tâbi olmaktan gelir, kişi padişaha aittir, saray mutfağındaki kevgirden farksızdır. Kalk sen tebaa olmak genetik kodlarına yüzyıllar boyunca işlenmiş adama "kardeş sen milletsin, hakların var, özgürsün" de. Kalk sen nüfus sayımında köydeki davar kadar ehemmiyeti olmayan kadına 80 sene önce oy hakkı ver. Ne zorun var? Tersine, aptallaştırılan, cahil bırakılan bir toplumu yönetmek kolaydır, vur kafasına al lokmasını.
9 Şubat 2014
Sandviç Sanatı: David Laferriere
Bir deli baba daha. David Laferriere. Grafik tasarımcı. Çocuklarının beslenme çantasını renklendiriyor. Yıllardır da bunu Flickr sayfasında paylaşıyor. Neticede sandviçler dile geliyor.
5 Şubat 2014
Haberler Vol.8
26 Ocak 2014. İlaç firması Bayer'in CEO'su ürettikleri kanser ilacının fakirler için değil, zengin Batılılar için geliştirildiğini belirtti.
27 Ocak 2014. Papa Francis'in haftalık konuşmasında Ukrayna'da barış dileyerek havaya saldığı iki barış güvercini karga ve martılara yem oldu.
1 Şubat 2014. İtalya gezisinden dönen Cumhurbaşkanı Gül Roma'yla ilgili tweet attı: "Şehrin yüzlerce yıllık ihtişamlı binaları, meydanları, sokakları öyle korunmuş ki ne bir gökdelen, ne de bir AVM var".
27 Ocak 2014. Papa Francis'in haftalık konuşmasında Ukrayna'da barış dileyerek havaya saldığı iki barış güvercini karga ve martılara yem oldu.
1 Şubat 2014. İtalya gezisinden dönen Cumhurbaşkanı Gül Roma'yla ilgili tweet attı: "Şehrin yüzlerce yıllık ihtişamlı binaları, meydanları, sokakları öyle korunmuş ki ne bir gökdelen, ne de bir AVM var".
4 Şubat 2014
Ali
Bir anne "Ali'şimi dövdüler, tekmelediler. Çok acı çekti yavrum. Keşke kurşunlasalardı oğlumu." diyorsa, o acının tarifi yoktur. Karşısında susulur. Utançla.
2 Şubat 2014
Yerli Malı Yurdun Malından Tercih İlüzyonuna
"Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı". Daha mini minicikken, saf temiz duygularla, kimimiz Ayaş domatesi, kimimiz Amasya elması olmuştuk yerli malı haftasında.
Engin iktisat bilgime dayanarak söylüyorum, yerli malı falan yalan, yok öyle bir dünya. Artık yok. Hele hele bizim gibi az gelişmiş (uluslararası jargonda kabul gören yumuşatılmış ifadesiyle 'gelişmekte olan') ve her şeye bağımlı ülkeler için. Küreselleşmesiyle olsun, gümrük birlikleriyle olsun, Uluslararası Ticaret Örgütüyle olsun, dünya birkaç çok uluslu firmanın tekeline girmiş de ruhumuz duymamış. Hızlı tüketim sektörü bunun en çarpıcı örneği. Sen yerel üretici olarak, istediğin kadar iyi niyete, parlak fikre, üç kuruşluk sermaye ve çoğu zaman lafta kalan devlet teşvikine sahip ol, o devlerin pazarlama ve dağıtım gücüyle mücadele şansın sıfıra yakın. Zaten bu devler ligi oyuncuları, potansiyeli olan her yerel firmayı parası neyse bastırıp satın alıyor. Dünyada neredeyse her şeye sahip 10 şirketin grafiğini çıkarmışlar, 45 dakikadır inceliyorum hala "yuh bu da mı bunların" şaşkınlığını üzerimden atamadım. Erikli'yi, Hacı Şakir'i bile ele geçirmişler. Pazar büyüyor görünüp, aynı oyuncular arasında pay ediliyor, buna da afilli bir isim bulmuşlar: 'konsolidasyon'.
Konsolidasyon sadece tüketim ürünlerinde değil, medya, elektronik, bilişim, her alanda. 1983'de Amerikan medyasının %90'ı 50 firma tarafından yönetilirken, 2011'de 6 firma kalmış. Türkiye'de de durum farklı değil, biraz kurcaladığınızda medyanın taş çatlasa üç dört büyük ailenin kontrolünde olduğunu fark ediyorsunuz.
Engin iktisat bilgime dayanarak söylüyorum, yerli malı falan yalan, yok öyle bir dünya. Artık yok. Hele hele bizim gibi az gelişmiş (uluslararası jargonda kabul gören yumuşatılmış ifadesiyle 'gelişmekte olan') ve her şeye bağımlı ülkeler için. Küreselleşmesiyle olsun, gümrük birlikleriyle olsun, Uluslararası Ticaret Örgütüyle olsun, dünya birkaç çok uluslu firmanın tekeline girmiş de ruhumuz duymamış. Hızlı tüketim sektörü bunun en çarpıcı örneği. Sen yerel üretici olarak, istediğin kadar iyi niyete, parlak fikre, üç kuruşluk sermaye ve çoğu zaman lafta kalan devlet teşvikine sahip ol, o devlerin pazarlama ve dağıtım gücüyle mücadele şansın sıfıra yakın. Zaten bu devler ligi oyuncuları, potansiyeli olan her yerel firmayı parası neyse bastırıp satın alıyor. Dünyada neredeyse her şeye sahip 10 şirketin grafiğini çıkarmışlar, 45 dakikadır inceliyorum hala "yuh bu da mı bunların" şaşkınlığını üzerimden atamadım. Erikli'yi, Hacı Şakir'i bile ele geçirmişler. Pazar büyüyor görünüp, aynı oyuncular arasında pay ediliyor, buna da afilli bir isim bulmuşlar: 'konsolidasyon'.
Konsolidasyon sadece tüketim ürünlerinde değil, medya, elektronik, bilişim, her alanda. 1983'de Amerikan medyasının %90'ı 50 firma tarafından yönetilirken, 2011'de 6 firma kalmış. Türkiye'de de durum farklı değil, biraz kurcaladığınızda medyanın taş çatlasa üç dört büyük ailenin kontrolünde olduğunu fark ediyorsunuz.
31 Ocak 2014
Yemek Festivali Dediğin...
Demek ki neymiş, yemeğin milleti mi olur dememek lazımmış.
Sydney Uluslararası Yemek Festivali (Sydney International Food Festival) kapsamında yerel tatlardan ülke bayrakları yapmışlar, iyi de yapmışlar. Netice:
![]() |
| ABD - Sosisli sandviç, ketçap |
![]() |
| Avustralya - Etli börek, sos |
![]() |
| Birleşik Arap Emirlikleri - Karpuz, nane, hurma |
![]() |
| Brezilya - Muz yaprakları, ananas, lime, çarkıfelek |
25 Ocak 2014
If 2014 Tanıtım Filmi
!f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 2014 tanıtım filmi. Olmuş. Ama anlayana.
21 Ocak 2014
Sushi Sofra Adabı
"Balık çiğ yenir mi yea!" nidalarıyla kesin tavır koyduğum sushi, sinsi sinsi hayatıma sızdı. Gizliden sevmeye bile başladım.
Fakat bu iş öyle eline iki çubuk alıp, sushiyi tabağa dayadığın ağzına hızla tıkıştırmakla olmuyor. Bir kere o çubuk (ki teknik adı "chopstick" ya da "hashi"dir) öyle tutulmaz, böyle tutulur. Ve iki lokmayı ağzına denk getirdin diye "ben kaptım bu işi" de denmez, özveri ve zaman ister.

Çubuklar birbirinden ayrıldığında üstündeki kıymıklar dökülsün diye birbirine sürtme hareketi vardır. İşte onu yapmıyoruz, zira bu, Japon restoranlarında "bilader sen ucuz mal kullanıyorsun" anlamına gelip, ağır hakaret sayılırmış. Uzakdoğu sporları adamların ata sporu, iki kıymık için ağzını burnunu kırdırtmaya değmez.
Chopstick sorunsalını aşınca sipariş faslı geliyor. Birkaç ana grup altında yüzlerce çeşidi var bu sushinin. Yok ben çiğ balık yiyemem ama çok çılgınım, ölmeden bir sushi yemişliğim olsun diyelenre en zararsızlardan "kappa maki"yi tavsiye ederim. Su yosunu ("nori") ve pirinç pilavı içine sarılı bildiğimiz salatalık. "Kappa" Japon halk kültüründe salatalıkla beslenen bir canavarın adıymış.
Fakat bu iş öyle eline iki çubuk alıp, sushiyi tabağa dayadığın ağzına hızla tıkıştırmakla olmuyor. Bir kere o çubuk (ki teknik adı "chopstick" ya da "hashi"dir) öyle tutulmaz, böyle tutulur. Ve iki lokmayı ağzına denk getirdin diye "ben kaptım bu işi" de denmez, özveri ve zaman ister.

Çubuklar birbirinden ayrıldığında üstündeki kıymıklar dökülsün diye birbirine sürtme hareketi vardır. İşte onu yapmıyoruz, zira bu, Japon restoranlarında "bilader sen ucuz mal kullanıyorsun" anlamına gelip, ağır hakaret sayılırmış. Uzakdoğu sporları adamların ata sporu, iki kıymık için ağzını burnunu kırdırtmaya değmez.
Chopstick sorunsalını aşınca sipariş faslı geliyor. Birkaç ana grup altında yüzlerce çeşidi var bu sushinin. Yok ben çiğ balık yiyemem ama çok çılgınım, ölmeden bir sushi yemişliğim olsun diyelenre en zararsızlardan "kappa maki"yi tavsiye ederim. Su yosunu ("nori") ve pirinç pilavı içine sarılı bildiğimiz salatalık. "Kappa" Japon halk kültüründe salatalıkla beslenen bir canavarın adıymış.
19 Ocak 2014
Uyusun Da Büyüsün Memleketim
Dünden bugüne...
Aziz Yıldırım'ın şike cezası Yargıtay tarafından kısmen onandı, kendisine hapis yolu göründü.
Mustafa Sarıgül'ün mal varlığına el konuldu.
Koşar adım çıkarılmakta olan internet düzenlemesini (kimi ülkelerde sansür olarak da bilinir kendisi) protesto edenlere polis tatlı tatlı müdahale etti.
Suriye sınırında, içinde ne ve kimler olduğu belirsiz TIR'lar savaş yollarında cirit atmaya devam etti.
Nejat İşler yoğum bakıma alındı (tez zamanda iyileş emi ey güzel insan).
Hrant Dink 7. kez anıldı.
Yağmur yine yağmadı.
Konuştuk, çok konuştuk ama en çok konuşmamız gerekeni konuşmadık. Yolsuzluk operasyonu sümen altı edilirken, sormamız gereken soruları da hesabı da soramazken... Parsayı babalar toplarken, onları savunmak 803,68TL'lik asgari ücrete çalışan ahaliye düştü, o da ikiletmedi tavrını koydu: "çalıyorsa benden çalıyor" diyerek insanlığın tüm umutlarını söndürürken...
Uyusun da büyüsün güzel memleketim.
Aziz Yıldırım'ın şike cezası Yargıtay tarafından kısmen onandı, kendisine hapis yolu göründü.
Mustafa Sarıgül'ün mal varlığına el konuldu.
Koşar adım çıkarılmakta olan internet düzenlemesini (kimi ülkelerde sansür olarak da bilinir kendisi) protesto edenlere polis tatlı tatlı müdahale etti.
Suriye sınırında, içinde ne ve kimler olduğu belirsiz TIR'lar savaş yollarında cirit atmaya devam etti.
Nejat İşler yoğum bakıma alındı (tez zamanda iyileş emi ey güzel insan).
Hrant Dink 7. kez anıldı.
Yağmur yine yağmadı.
Konuştuk, çok konuştuk ama en çok konuşmamız gerekeni konuşmadık. Yolsuzluk operasyonu sümen altı edilirken, sormamız gereken soruları da hesabı da soramazken... Parsayı babalar toplarken, onları savunmak 803,68TL'lik asgari ücrete çalışan ahaliye düştü, o da ikiletmedi tavrını koydu: "çalıyorsa benden çalıyor" diyerek insanlığın tüm umutlarını söndürürken...
14 Ocak 2014
Bizim Beyazlatmayan Diş Macunumuz
Tıpıtıpıtıss... En çok bizim diş macunu beyazlatıyor, çocuk bezlerimiz aslında bok temizlemiyor bebelerinizin poposuna neşe kelebekleri salıyor, deterjanımız ailenizi mutlandırıyor, musluğumuz açınca akıyor, çorbamız aha beyle kaynıyor...
Sanırım reklamcılar dandik ürünler kakalayarak, kainattaki tüm mutluluğu biz, tombik cüzdanlara, bahşettikleri konusunda mutabık. Sanki bana dünyayı baştan yaratıyorlar minik artisler. Colgate yokken misvak vardı oğlum, Omo yokken Arap sabunu, Knorr yokken de acılı tarhana çorbası. Kendini haddinden fazla ciddiye alan adamı iyi ihtimalle gevrek "bırak yeaa, bana ne yeaa"larla hayata küstüresim, kötü ihtimalle ağzını burnunu kırasım geliyor. Ehehe Prada güneş gözlüklerinin arkasında, titrek sincaplar misali köşeye sinmiş, ağlayan koca koca reklamcılar hayal edince monoton dünyam biraz şenlenmedi değil. Yazıya başlarken aslında niyetim bu sistem kurbanı çocukcağızları toplumdan aforoz etmek değildi. Tertemiz duygularla şokella bir reklam paylaşacaktım ama kendimi kaybetmem üç dakikamı aldı, ben de anlamadım. Affola, yıllardır aynı mıymıy, yaratıcılıktan yoksun lafları duymaktan ne kadar dolduysam artık.
Toparlıyorum; aşağıdaki reklamlardan daha fazla yap, canımı yi reklamcı kardeş.
Sao Paulo'daki MASP Sanat Okulu için DDB Brazil reklam ajansının çalışması: Dali, Van Gogh ve Picasso'nun iç organları.
Sanırım reklamcılar dandik ürünler kakalayarak, kainattaki tüm mutluluğu biz, tombik cüzdanlara, bahşettikleri konusunda mutabık. Sanki bana dünyayı baştan yaratıyorlar minik artisler. Colgate yokken misvak vardı oğlum, Omo yokken Arap sabunu, Knorr yokken de acılı tarhana çorbası. Kendini haddinden fazla ciddiye alan adamı iyi ihtimalle gevrek "bırak yeaa, bana ne yeaa"larla hayata küstüresim, kötü ihtimalle ağzını burnunu kırasım geliyor. Ehehe Prada güneş gözlüklerinin arkasında, titrek sincaplar misali köşeye sinmiş, ağlayan koca koca reklamcılar hayal edince monoton dünyam biraz şenlenmedi değil. Yazıya başlarken aslında niyetim bu sistem kurbanı çocukcağızları toplumdan aforoz etmek değildi. Tertemiz duygularla şokella bir reklam paylaşacaktım ama kendimi kaybetmem üç dakikamı aldı, ben de anlamadım. Affola, yıllardır aynı mıymıy, yaratıcılıktan yoksun lafları duymaktan ne kadar dolduysam artık.
Toparlıyorum; aşağıdaki reklamlardan daha fazla yap, canımı yi reklamcı kardeş.
Sao Paulo'daki MASP Sanat Okulu için DDB Brazil reklam ajansının çalışması: Dali, Van Gogh ve Picasso'nun iç organları.
8 Ocak 2014
Tutuşanlarla Tutuşturanlar
Emniyette-yargıda-bakanlıklarda binlerce kişinin yerini değiştirmeler, görevden almalar, engellenen soruşturmalar, karşı suçlamalar, apar topar mevzuat değişiklikleri, bağıra çağıra tehditler, 11 küsur yıldır alışıldık "mağduruz" edebiyatı, basına zaten daimi sansür...
Birileri fena tutuştu.
Demek ki örtbas edilmesi gereken pislikler o kadar çok ki tüm devleti yorgan misali ters yüz etseler ancak örtülecek. Ya da devlet birkaç ay kepenkleri kapatsın, devletimizle paralel devletimiz uzun eşek oynayarak karar versin memleketi kimin yöneteceğine. Münasip bir yastık bulunur elbet. Kaybeden, fonda "beraber yürüdük biz bu yollarda" şarkısı, gözyaşları eşliğinde sahneyi terk etsin. Biz kimsesiz garibanlar da, kaderimiz ne olacak diye melul melul bir oraya bir buraya bakmayalım, çekirdek stokları tükeniyor.
Birileri fena tutuştu.
Demek ki örtbas edilmesi gereken pislikler o kadar çok ki tüm devleti yorgan misali ters yüz etseler ancak örtülecek. Ya da devlet birkaç ay kepenkleri kapatsın, devletimizle paralel devletimiz uzun eşek oynayarak karar versin memleketi kimin yöneteceğine. Münasip bir yastık bulunur elbet. Kaybeden, fonda "beraber yürüdük biz bu yollarda" şarkısı, gözyaşları eşliğinde sahneyi terk etsin. Biz kimsesiz garibanlar da, kaderimiz ne olacak diye melul melul bir oraya bir buraya bakmayalım, çekirdek stokları tükeniyor.
7 Ocak 2014
Haberler Vol.7
16 Kasım 2013. Çin'de tek çocuk politikasında gevşemeye gidiliyor. Çiftlerden birinin tek çocuk olması halinde aileye ikinci çocuk sahibi olma hakkı verilecek.
10 Aralık 2013. Haiyan tayfunun yaralarını sarmaya çalışan Filipinler'de, bir kişinin telefonuyla kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşması anlamına gelen "selfie"lere yasak geldi.
23 Aralık 2013. Dünyaya damgasını vuran AK-47 tüfeğinin mucidi Mikhail Kalaşnikof hayatını kaybetti.
31 Aralık 2013. Kanada'da yılbaşı gecesi bindiği taksiye kusan müşteriden 100 dolar alınmasına karar verildi.
10 Aralık 2013. Haiyan tayfunun yaralarını sarmaya çalışan Filipinler'de, bir kişinin telefonuyla kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşması anlamına gelen "selfie"lere yasak geldi.
23 Aralık 2013. Dünyaya damgasını vuran AK-47 tüfeğinin mucidi Mikhail Kalaşnikof hayatını kaybetti.
31 Aralık 2013. Kanada'da yılbaşı gecesi bindiği taksiye kusan müşteriden 100 dolar alınmasına karar verildi.
Kandırıldık. Mutluluğun Resmiyle Kandırıldık.
Kandırıldık. Yıllarca kandırıldık.
Abidin Dino "mutluluğun resmi"ni çizmemiş.
Sene 62. Nazım Hikmet sürgün yıllarında, eşi Vera, Abidin Dino ve eşi Güzin'le birlikte Paris'te. O meşhur soruyu vatan hasreti içinde "Saman Sarısı" şiirinde soruyor:
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
İşin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
Dino da şiirle cevap veriyor:
Abidin Dino "mutluluğun resmi"ni çizmemiş.
Sene 62. Nazım Hikmet sürgün yıllarında, eşi Vera, Abidin Dino ve eşi Güzin'le birlikte Paris'te. O meşhur soruyu vatan hasreti içinde "Saman Sarısı" şiirinde soruyor:
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
İşin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
Dino da şiirle cevap veriyor:
5 Ocak 2014
Pek Acaip İnsanlar Vol.3: Salvador Dali
Hepimiz az buçuk biliriz deli dahi Dali'yi. Adını duymuşluğumuz, bir iki resmini görmüşlüğümüz, beğenmişliğimiz ya da beğenmemişliğimiz vardır. Fakat gerçekte nasıl bir ruh hastası olduğunu tahmin etmenize imkan yok.
Barselona'ya kadar gidip 140km uzaktaki Dali'nin memleketi Figueres kasabasına uğramadan olmaz dedik, düştük yollara. Dali Müzesine girerken elimizde fotoğraf makinesi başımıza geleceklerden bihaber, kültür yumağı olmaya aday turistlerdik. Çıkışta UFO gören masum köylülerdik.
Birincisi, adam fazlasıyla yetenekli.
İkincisi, kafa bambaşka bir boyutta.
Üçüncüsü, bilinçaltı da bilinçüstü de sıkıntılı. Annesinin Dali'yi, kendisi daha doğmadan ölmüş ağabeyinin yerine koyması da pek akıllıca bir hareket olmamış.
Dördüncüsü, bıyıkları olmadan asla. Bu, öyle bir imza haline gelmiş ki, adamcağız 1954'de bıyıkları için kitap bile bastırmış. Bu arada Dünya Sakal ve Bıyık Şampiyonasının yarışma dallarından biri "Dali bıyığı".
Beşincisi, elinde bir kaşıkla uyurmuş. Zira rüyalarımızı gördüğümüz, yani bilinçaltına indiğimiz an, tam uykuya daldığımız anmış. Uykuya daldığında elindeki kaşık düşerek Dali'yi uyandırırmış, böylelikle rüya zihninde tazeyken hemen resmedebilirmiş. Figueres'in girişindeki 38 metrelik dev kaşığın varoluş sebebi böylece anlaşılıyor.
Barselona'ya kadar gidip 140km uzaktaki Dali'nin memleketi Figueres kasabasına uğramadan olmaz dedik, düştük yollara. Dali Müzesine girerken elimizde fotoğraf makinesi başımıza geleceklerden bihaber, kültür yumağı olmaya aday turistlerdik. Çıkışta UFO gören masum köylülerdik.
![]() |
| Aktris Mae West'in yüzü. Dudaklar kanepe, burun delikleri şömine, gözler tablo... Merdiven tepesindeki vizörden bakınca bu çıkıyor ortaya! |
İkincisi, kafa bambaşka bir boyutta.
Üçüncüsü, bilinçaltı da bilinçüstü de sıkıntılı. Annesinin Dali'yi, kendisi daha doğmadan ölmüş ağabeyinin yerine koyması da pek akıllıca bir hareket olmamış.
Dördüncüsü, bıyıkları olmadan asla. Bu, öyle bir imza haline gelmiş ki, adamcağız 1954'de bıyıkları için kitap bile bastırmış. Bu arada Dünya Sakal ve Bıyık Şampiyonasının yarışma dallarından biri "Dali bıyığı".
Beşincisi, elinde bir kaşıkla uyurmuş. Zira rüyalarımızı gördüğümüz, yani bilinçaltına indiğimiz an, tam uykuya daldığımız anmış. Uykuya daldığında elindeki kaşık düşerek Dali'yi uyandırırmış, böylelikle rüya zihninde tazeyken hemen resmedebilirmiş. Figueres'in girişindeki 38 metrelik dev kaşığın varoluş sebebi böylece anlaşılıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





































