11 Mart 2014

Berkin Ölür. Dünya Döner.

Polis destan yazar. Berkin komaya girer. Berkin 15 yaşında 16 kiloya düşer. Berkin ölür. Dünya dönmeye devam eder.
Ali İsmail ölür. Dünya döner.
Abdullah, Ethem, Mehmet, Ahmet ölür. Dünya döner.
Tetiği çeken de, çektiren de çıkıp özür dilemez, başsağlığı dilemez, yalandan bile olsa "bu işin peşindeyiz" demez, sorsan adını bile bilmez. Ağzından 'Allah'ı düşürmeyen insan kılıklı mahluk "oh olsun" der. Adalet yine yeni yeniden ölür. Dünya döner.
Devlet büyüklerimize zeval gelmesin yeter, biz gerekirse ölürüz.

Bugün de ölmedik çok şükür. İçimizde çok şey öldü ama biz sağız.

6 Mart 2014

Ankara Birası Da Neymiş?

Ankara Birası. Ata'nın talimatıyla yerli üretimi ve tarımı teşvik amacıyla Atatürk Orman Çiftliğinde 1934'te kurulmuş fabrikanın birası. Fabrikayı ve çiftlik kompleksini İsviçreli şehir plancı-mimar Ernst Egli yapmıştır, ki kendisi alanında mühim adamdır.
AOÇ Bira Fabrikası
Ankara Birası, Bomonti kardeşlerce İstanbul'da 1890'dan beri üretilen Bomonti birasının tekelini kırmıştır. Hatta rivayete göre bu yüzden, Atatürk'le Bomonti'yi destekleyen İnönü'nün arası açılmıştır.
Fabrika Atatürk'ün vasiyeti doğrultusunda 1937'de Çiftlikle beraber Hazineye, 1939'da da Tekel'e devredilir.
1938 yılında Tekel'e devredilen Bomonti'nin de birleşimiyle, Tekel Birasına dönüşür, üretim Yozgat'a kayar. Ankara fabrikasındaysa Ankara Viskisi üretilmeye başlanır. O Tekel birasının da tiryakisi çoktu zamanında.
Ne hazindir ki bugün tüm bu saydığım markalar, özelleştirilerek, amaca değil paraya bakar kapitalist düzene yenik düşüp tarih olmuştur.

4 Mart 2014

Haberler Vol.9


28 Şubat 2014. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda tutuklanan Reza Zarrab ve bakan oğulları kaçma ihtimalleri olmadığı gerekçesiyle serbest bırakıldı. Başbakan "hak yerini buldu" dedi. 

28 Şubat 2014. Sanal para Bitcoin ticaretinin en büyük sitesi Mt. Gox korsan saldırıların ardından iflas etti.

3 Mart 2014. İran uyguladığı Facebook'a erişim yasağını kaldırmayı planlıyor.

4 Mart 2014. Tiramisuyu icat eden İtalyan restoranı 'Alle Beccherie' krize yenik düştü.

27 Şubat 2014

Bize Mandal, Ona Tuval: Victor Nunes

Bir başka muhteşem hayal gücü: Victor Nunes. Bu da Facebook sayfası.
Mandal bize mandal, ona tuval.
Bize yeşil mercimek en fazla kara şimşek, ona en janjanlı boya.



26 Şubat 2014

Bize De Mi Harakiri?

Akılla namusun benzersiz birleşimi ufak tefek Japonlardan bir halk mucizesi: Harakiri ya da Seppuku. Japon karnıyarığına tekabül ediyor.
Faydaları say say bitmez; namus temizler, kişiyi paradan da aval evlattan da kurtarır, ülkeyi feraha çıkarır, politikada gençlerin önünü açar... TDK'da tanımı bile var.
Fazla şova gerek yok, el ense çekerek istifaya da razıyım.

23 Şubat 2014

Boru Sanatı

Sanata saygı kuşağından.
Uzaktan atıp tutmak kolay tabii ama hepsi de evde yapılabilir gibi geldi. Fazla mı salladım ki acaba?
Abajur
Tasarım: Nellie Bellie

Kitaplık
Tasarım: Stella Bleu

18 Şubat 2014

Tekerleği Yeniden İcat Etmek

Son zamanların pek yerinde, geleceğe dair sımsıcak ümitler veren icadı Kopenhag tekerleği ("Copenhagen Wheel").
ABD'nin meşhur MIT üniversitesiyle Kopenhag şehrinin işbirliği sonucunda çıkmış ortaya. Bildiğimiz bisikleti enerji üreten, depolayan, yeri geldiğinde kullanan bir hibrit araca dönüştürüyor.
Arka tekerleği Kopenhag'la değiştiriyorsun, bisiklete yerleştirdiğin akıllı telefonuna uygulamayı indiriyorsun, iş bitiyor. Alet senin normal temponu algılıyor, frene bastığında veya boşta gittiğinde enerjiyi topluyor, mesela yokuşa gelip de tıkandığında hop onunla seni ittiriveriyor. Düğme müğme yok, kendisi yapıyor her şeyi. Üstüne bir de sportif faaliyetlerinin ölçümünü yapıyor, wireless bağlantısıyla çevrenle ilgili bilgi veriyor, eş dostla paylaşım sağlıyor, yapıyor da yapıyor. Senden, benden akıllı alet. Ederi 799 $. Bir de ütü yapsa tadından yenmez.
Tabii bisiklet bizim için neşeli çocukluğumuzun yazlıklarındaki sokak eğlencesi olmaktan öteye gitmediği için icadın önemini kavramakta güçlük çekebiliriz. Ancak bir de şehiriçi ulaşımını sırf bisikletle yapan milletlere sormak lazım. 5,09 TL. Ha bu da ansızın aklıma düşen 95 oktan benzinin litre fiyatı.
Mucit ekibin gözlerinden öperim.

10 Şubat 2014

Demokrasi Bize Neden İki Beden Büyük?

Mazur görün ama alışmamış kıçta don durmazmış. Demokrasi de bir türlü olmuyor üstümüze, eğreti duruyor, bir tarafı kapatınca öbür taraf açıkta kalıyor. Uzun süre de yıldızımız barışacak gibi görünmüyor.

Bizim vatandaşa sorsan dört senede bir sandık başına gidip oy vermek kafi, bazen onu bile çok görüyor. Bilmez ki oy vermek işin sadece başıdır. Bilmez ki temel hakları vardır. Bilmez ki o oya da, haklara da sahip çıkmak gerekir. Bilmez ki İngiliz, kralının yetkilerini kısıtlayan Magna Carta'yı 13. yüzyılda yazmıştır. Bilmez ki elin Romalısı 2000 sene evvel güçler ayrımını bulmuştur. Bilmez ki Montesquieu 1748'de bunu zihinlere öyle bir yerleştirmiştir ki yarım asır sonra bu ve benzer fikirlerden yola çıkarak Fransa'da halk ihtilal yapmıştır. Bilmez ki yargı-yasama-yürütmeyi birbirinden ayıran kuvvetler ayrılığı laf kalabalığı değildir. Tarihte örneği çoktur, ruh hastasının teki iktidara gelirse aklına eseni yapamasın, kontrol mekanizmaları olsun diyedir. Bilmez ki adalet sadece bir kadın ismi değil, insan gibi yaşamanın güvencesidir. Bilmez ki demokrasi de bir kültürdür. Bilmez de bilmez işte. Bilmediğini bile bilmez.
Bilmez çünkü bu haklar için mücadele etmemiş, kafa yormamış, canını vermemiştir.
Bilmez çünkü karnını doyurmak, fazla da sesini çıkarmamak gibi hep başka öncelikleri olmuştur. Zamanının ve toplumunun çok ilerisinde bir lider ona hediye etmiştir bunları. Kıymetini bilmeyi bırak hala sindirmek için debelenir. Oyu veren bunları bilmeyince oyu alan da seçilmenin bildiğini okumak demek olmadığını bilmez, derhal gözü döner, hakkı hukuku askıya alır.
Osmanlı ahalisine 'tebaa' denir. Tâbi olmaktan gelir, kişi padişaha aittir, saray mutfağındaki kevgirden farksızdır. Kalk sen tebaa olmak genetik kodlarına yüzyıllar boyunca işlenmiş adama "kardeş sen milletsin, hakların var, özgürsün" de. Kalk sen nüfus sayımında köydeki davar kadar ehemmiyeti olmayan kadına 80 sene önce oy hakkı ver. Ne zorun var? Tersine, aptallaştırılan, cahil bırakılan bir toplumu yönetmek kolaydır, vur kafasına al lokmasını.

9 Şubat 2014

Sandviç Sanatı: David Laferriere

Bir deli baba daha. David Laferriere. Grafik tasarımcı. Çocuklarının beslenme çantasını renklendiriyor. Yıllardır da bunu Flickr sayfasında paylaşıyor. Neticede sandviçler dile geliyor.


5 Şubat 2014

Haberler Vol.8

26 Ocak 2014. İlaç firması Bayer'in CEO'su ürettikleri kanser ilacının fakirler için değil, zengin Batılılar için geliştirildiğini belirtti.

27 Ocak 2014. Papa Francis'in haftalık konuşmasında Ukrayna'da barış dileyerek havaya saldığı iki barış güvercini karga ve martılara yem oldu.

1 Şubat 2014. İtalya gezisinden dönen Cumhurbaşkanı Gül Roma'yla ilgili tweet attı: "Şehrin yüzlerce yıllık ihtişamlı binaları, meydanları, sokakları öyle korunmuş ki ne bir gökdelen, ne de bir AVM var".

4 Şubat 2014

Ali

Bir anne "Ali'şimi dövdüler, tekmelediler. Çok acı çekti yavrum. Keşke kurşunlasalardı oğlumu." diyorsa, o acının tarifi yoktur. Karşısında susulur. Utançla.

2 Şubat 2014

Yerli Malı Yurdun Malından Tercih İlüzyonuna

"Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı". Daha mini minicikken, saf temiz duygularla, kimimiz Ayaş domatesi, kimimiz Amasya elması olmuştuk yerli malı haftasında.
Engin iktisat bilgime dayanarak söylüyorum, yerli malı falan yalan, yok öyle bir dünya. Artık yok. Hele hele bizim gibi az gelişmiş (uluslararası jargonda kabul gören yumuşatılmış ifadesiyle 'gelişmekte olan') ve her şeye bağımlı ülkeler için. Küreselleşmesiyle olsun, gümrük birlikleriyle olsun, Uluslararası Ticaret Örgütüyle olsun, dünya birkaç çok uluslu firmanın tekeline girmiş de ruhumuz duymamış. Hızlı tüketim sektörü bunun en çarpıcı örneği. Sen yerel üretici olarak, istediğin kadar iyi niyete, parlak fikre, üç kuruşluk sermaye ve çoğu zaman lafta kalan devlet teşvikine sahip ol, o devlerin pazarlama ve dağıtım gücüyle mücadele şansın sıfıra yakın. Zaten bu devler ligi oyuncuları, potansiyeli olan her yerel firmayı parası neyse bastırıp satın alıyor. Dünyada neredeyse her şeye sahip 10 şirketin grafiğini çıkarmışlar, 45 dakikadır inceliyorum hala "yuh bu da mı bunların" şaşkınlığını üzerimden atamadım. Erikli'yi, Hacı Şakir'i bile ele geçirmişler. Pazar büyüyor görünüp, aynı oyuncular arasında pay ediliyor, buna da afilli bir isim bulmuşlar: 'konsolidasyon'.


Konsolidasyon sadece tüketim ürünlerinde değil, medya, elektronik, bilişim, her alanda. 1983'de Amerikan medyasının %90'ı 50 firma tarafından yönetilirken, 2011'de 6 firma kalmış. Türkiye'de de durum farklı değil, biraz kurcaladığınızda medyanın taş çatlasa üç dört büyük ailenin kontrolünde olduğunu fark ediyorsunuz.

31 Ocak 2014

Yemek Festivali Dediğin...

Demek ki neymiş, yemeğin milleti mi olur dememek lazımmış. 
Sydney Uluslararası Yemek Festivali (Sydney International Food Festival) kapsamında yerel tatlardan ülke bayrakları yapmışlar, iyi de yapmışlar. Netice:
ABD - Sosisli sandviç, ketçap

Avustralya - Etli börek, sos

Birleşik Arap Emirlikleri - Karpuz, nane, hurma

Brezilya - Muz yaprakları, ananas, lime, çarkıfelek

25 Ocak 2014

If 2014 Tanıtım Filmi

!f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 2014 tanıtım filmi. Olmuş. Ama anlayana.

 

21 Ocak 2014

Sushi Sofra Adabı

"Balık çiğ yenir mi yea!" nidalarıyla kesin tavır koyduğum sushi, sinsi sinsi hayatıma sızdı. Gizliden sevmeye bile başladım.

Fakat bu iş öyle eline iki çubuk alıp, sushiyi tabağa dayadığın ağzına hızla tıkıştırmakla olmuyor. Bir kere o çubuk (ki teknik adı "chopstick" ya da "hashi"dir) öyle tutulmaz, böyle tutulur. Ve iki lokmayı ağzına denk getirdin diye "ben kaptım bu işi" de denmez, özveri ve zaman ister.


Çubuklar birbirinden ayrıldığında üstündeki kıymıklar dökülsün diye birbirine sürtme hareketi vardır. İşte onu yapmıyoruz, zira bu, Japon restoranlarında "bilader sen ucuz mal kullanıyorsun" anlamına gelip, ağır hakaret sayılırmış. Uzakdoğu sporları adamların ata sporu, iki kıymık için ağzını burnunu kırdırtmaya değmez.

Chopstick sorunsalını aşınca sipariş faslı geliyor. Birkaç ana grup altında yüzlerce çeşidi var bu sushinin. Yok ben çiğ balık yiyemem ama çok çılgınım, ölmeden bir sushi yemişliğim olsun diyelenre en zararsızlardan "kappa maki"yi tavsiye ederim. Su yosunu ("nori") ve pirinç pilavı içine sarılı bildiğimiz salatalık. "Kappa" Japon halk kültüründe salatalıkla beslenen bir canavarın adıymış.

19 Ocak 2014

Uyusun Da Büyüsün Memleketim

Dünden bugüne...
Aziz Yıldırım'ın şike cezası Yargıtay tarafından kısmen onandı, kendisine hapis yolu göründü.
Mustafa Sarıgül'ün mal varlığına el konuldu.
Koşar adım çıkarılmakta olan internet düzenlemesini (kimi ülkelerde sansür olarak da bilinir kendisi) protesto edenlere polis tatlı tatlı müdahale etti.
Suriye sınırında, içinde ne ve kimler olduğu belirsiz TIR'lar savaş yollarında cirit atmaya devam etti.
Nejat İşler yoğum bakıma alındı (tez zamanda iyileş emi ey güzel insan).
Hrant Dink 7. kez anıldı.
Yağmur yine yağmadı.

Konuştuk, çok konuştuk ama en çok konuşmamız gerekeni konuşmadık. Yolsuzluk operasyonu sümen altı edilirken, sormamız gereken soruları da hesabı da soramazken... Parsayı babalar toplarken, onları savunmak 803,68TL'lik asgari ücrete çalışan ahaliye düştü, o da ikiletmedi tavrını koydu: "çalıyorsa benden çalıyor" diyerek insanlığın tüm umutlarını söndürürken...

Uyusun da büyüsün güzel memleketim.

14 Ocak 2014

Bizim Beyazlatmayan Diş Macunumuz

Tıpıtıpıtıss... En çok bizim diş macunu beyazlatıyor, çocuk bezlerimiz aslında bok temizlemiyor bebelerinizin poposuna neşe kelebekleri salıyor, deterjanımız ailenizi mutlandırıyor, musluğumuz açınca akıyor, çorbamız aha beyle kaynıyor...
Sanırım reklamcılar dandik ürünler kakalayarak, kainattaki tüm mutluluğu biz, tombik cüzdanlara, bahşettikleri konusunda mutabık. Sanki bana dünyayı baştan yaratıyorlar minik artisler. Colgate yokken misvak vardı oğlum, Omo yokken Arap sabunu, Knorr yokken de acılı tarhana çorbası. Kendini haddinden fazla ciddiye alan adamı iyi ihtimalle gevrek "bırak yeaa, bana ne yeaa"larla hayata küstüresim, kötü ihtimalle ağzını burnunu kırasım geliyor. Ehehe Prada güneş gözlüklerinin arkasında, titrek sincaplar misali köşeye sinmiş, ağlayan koca koca reklamcılar hayal edince monoton dünyam biraz şenlenmedi değil. Yazıya başlarken aslında niyetim bu sistem kurbanı çocukcağızları toplumdan aforoz etmek değildi. Tertemiz duygularla şokella bir reklam paylaşacaktım ama kendimi kaybetmem üç dakikamı aldı, ben de anlamadım. Affola, yıllardır aynı mıymıy, yaratıcılıktan yoksun lafları duymaktan ne kadar dolduysam artık.

Toparlıyorum; aşağıdaki reklamlardan daha fazla yap, canımı yi reklamcı kardeş.
Sao Paulo'daki MASP Sanat Okulu için DDB Brazil reklam ajansının çalışması: Dali, Van Gogh ve Picasso'nun iç organları.


8 Ocak 2014

Tutuşanlarla Tutuşturanlar

Emniyette-yargıda-bakanlıklarda binlerce kişinin yerini değiştirmeler, görevden almalar, engellenen soruşturmalar, karşı suçlamalar, apar topar mevzuat değişiklikleri, bağıra çağıra tehditler, 11 küsur yıldır alışıldık "mağduruz" edebiyatı, basına zaten daimi sansür...
Birileri fena tutuştu.
Demek ki örtbas edilmesi gereken pislikler o kadar çok ki tüm devleti yorgan misali ters yüz etseler ancak örtülecek. Ya da devlet birkaç ay kepenkleri kapatsın, devletimizle paralel devletimiz uzun eşek oynayarak karar versin memleketi kimin yöneteceğine. Münasip bir yastık bulunur elbet. Kaybeden, fonda "beraber yürüdük biz bu yollarda" şarkısı, gözyaşları eşliğinde sahneyi terk etsin. Biz kimsesiz garibanlar da, kaderimiz ne olacak diye melul melul bir oraya bir buraya bakmayalım, çekirdek stokları tükeniyor.

7 Ocak 2014

Haberler Vol.7

16 Kasım 2013. Çin'de tek çocuk politikasında gevşemeye gidiliyor. Çiftlerden birinin tek çocuk olması halinde aileye ikinci çocuk sahibi olma hakkı verilecek.

10 Aralık 2013. Haiyan tayfunun yaralarını sarmaya çalışan Filipinler'de, bir kişinin telefonuyla kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşması anlamına gelen "selfie"lere yasak geldi.

23 Aralık 2013. Dünyaya damgasını vuran AK-47 tüfeğinin mucidi Mikhail Kalaşnikof hayatını kaybetti.

31 Aralık 2013. Kanada'da yılbaşı gecesi bindiği taksiye kusan müşteriden 100 dolar alınmasına karar verildi.

Kandırıldık. Mutluluğun Resmiyle Kandırıldık.

Kandırıldık. Yıllarca kandırıldık.
Abidin Dino "mutluluğun resmi"ni çizmemiş.
Sene 62. Nazım Hikmet sürgün yıllarında, eşi Vera, Abidin Dino ve eşi Güzin'le birlikte Paris'te. O meşhur soruyu vatan hasreti içinde "Saman Sarısı" şiirinde soruyor:
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin 
İşin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil 
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin 


Dino da şiirle cevap veriyor:

5 Ocak 2014

Pek Acaip İnsanlar Vol.3: Salvador Dali

Hepimiz az buçuk biliriz deli dahi Dali'yi. Adını duymuşluğumuz, bir iki resmini görmüşlüğümüz, beğenmişliğimiz ya da beğenmemişliğimiz vardır. Fakat gerçekte nasıl bir ruh hastası olduğunu tahmin etmenize imkan yok.
Barselona'ya kadar gidip 140km uzaktaki Dali'nin memleketi Figueres kasabasına uğramadan olmaz dedik, düştük yollara. Dali Müzesine girerken elimizde fotoğraf makinesi başımıza geleceklerden bihaber, kültür yumağı olmaya aday turistlerdik. Çıkışta UFO gören masum köylülerdik.
Aktris Mae West'in yüzü. Dudaklar kanepe, burun delikleri şömine, gözler tablo...
Merdiven tepesindeki vizörden bakınca bu çıkıyor ortaya!
Birincisi, adam fazlasıyla yetenekli.

İkincisi, kafa bambaşka bir boyutta.

Üçüncüsü, bilinçaltı da bilinçüstü de sıkıntılı. Annesinin Dali'yi, kendisi daha doğmadan ölmüş ağabeyinin yerine koyması da pek akıllıca bir hareket olmamış.

Dördüncüsü, bıyıkları olmadan asla. Bu, öyle bir imza haline gelmiş ki, adamcağız 1954'de bıyıkları için kitap bile bastırmış. Bu arada Dünya Sakal ve Bıyık Şampiyonasının yarışma dallarından biri "Dali bıyığı".
Beşincisi, elinde bir kaşıkla uyurmuş. Zira rüyalarımızı gördüğümüz, yani bilinçaltına indiğimiz an, tam uykuya daldığımız anmış. Uykuya daldığında elindeki kaşık düşerek Dali'yi uyandırırmış, böylelikle rüya zihninde tazeyken hemen resmedebilirmiş. Figueres'in girişindeki 38 metrelik dev kaşığın varoluş sebebi böylece anlaşılıyor.

3 Ocak 2014

Bir Tutam Barselona - Gastro-tur; Bölüm 2

Barselona'nın yemeklerine haksızlık yapmak olmaz, çarpılır insan. Buyrun bu da gastro-turumuz.

El Clasico: Tapas-Paella-Deniz Mahsulleri-Sangria

Yarabbim o 'tapas'lar yok mu... Tapas dediğimiz meze/aperitif kıvamında minik yemekler. Yüzlerce çeşidi var. Aslında Barselona'ya özgü bir kültür değil, İspanyol mutfağından geliyor. Sebzeden tutun, ekmek üstü mezelere, deniz ürünlerine, her türlüsü var. Sofraya oturur oturmaz önünüze zeytinyağlı domatesli sos sürülmüş ekmek gelmesi muhtemel, ama gelmeyin bu oyuna, fazla bir numarası yok.
Meşhur "paella"yı yemeyeni dövüyorlar zaten. Pilav diyelim biz ona, deniz mahsullüsü, etlisi, tavuklusu var.
O da Akdeniz, bizimki de Akdeniz ama deniz ürünlerinin çeşidini görünce resmen felç geçirdi aklım.
Her yerde ufak restoranlar, barlar. Yemekler bir yana, sırf bunların iddiasız ama özenli vitrinlerine bakmak bile keyif.


Katalan, Akdeniz, Arap, Çin mutfağı, ne ararsan orada. Turist mevsimi olmamasına rağmen, sürekli bir hareket var. İnsanlar dışarıda yemeği seviyor. Akşam 9-10 gibi oturuyorlar yemeğe, o enteresan. Saatlerce kalkmıyorlar sofradan. Yemekleri de pek şenlikli geçiyor. Alkolün etkisi olduğundan şüpheleniyorum. Meyveli şarap kokteyli 'Sangria' olmazsa olmazlardan. İyisine denk gelirseniz tadından yenmez. Bu arada yerel halk bolca tükettiği şarabı mahalle mahzenlerinden kendi şişelerini doldurarak alıyor. Litresi 1-1,5 Euroya gayet makul sofra şarapları bulunuyor.

Yemek kültürünün bu kadar zengin olması ve dünyanın en iyi aşçılarının buradan çıkması tesadüf değil. Akıllı adamlar, bölgenin ekonomisini turizme göbekten bağlamamışlar. Şehrin az kıyısına çıkınca tarım arazileri ve hobi bahçeleri başlıyor. Bu sayede her şey taze, lezzetli, bol çeşitli ve makul fiyatlara. Sebze-meyveden başka, fındık fıstık, pirinç bile üretiyorlar. Bizdeki gibi yerel ürün festivalleri oluyormuş. Pazarlarda meyve-sebze fiyatları bizimkilere can sıkıcı derecede yakın. Etler bizden ucuz, genelde lezzetli. Adamların gelirinin en az beş katımız olduğu düşünülürse durumun vehameti ortaya çıkıyor. Yeri gelmişken söyleyeyim, benzin de bizden ucuz.
Tatlılar genelde güzel ama içimden bir ses bizim kadar şekere düşkün değiller diyor. Yine de turtalar, creme brulée'ler her yerde. İlla oraya özgü bir şey yiyeceğim derseniz lokma tatlısı görünümündeki churro'yu özellikle kışın sıcak çikolataya banarak deneyebilirsiniz.

Mercat de la Boqueria & Kiosko Universal

Pazar deyip 'Mercat de la Boqueria'yı es geçmek olmaz. Şehrin en afili caddesi La Rambla'nın göbeğinde bulunuyor kendileri. Daha kapısında kendisine tutkuyla bağlıyor. Tablo gibi. Meyve sebze, et, balık, tatlı, baharat, ne ararsanız var içinde. Ee bizim pazarlarda da var diyeceksiniz ama burası başka türlü... ben anlatmayayım, resimler konuşsun.
Pazarın kenarlarında soluklanmak için ayak üstü barlar, büfeler var. Ana kapıdan girince sola dönün, yolun sonunda hemen sağınızda kalan 'Kiosko Universal'e dalın. Boş yer bulamazsınız, adınızı listeye yazdırıyorsunuz ama sıra çabuk geliyor. Ayak üstü türlü türlü deniz mahsulünü ızgarada veya yağda pişiriyorlar. Yemeklerin üstündeki sarmısak sos, of off. Bir de mantar tabağı ('mix mushroom') var ki şiddetle tavsiye edilir. Mutfağın tepesinde disko topu üzerinde çatal kaşıklardan yapılmış dünya da şenlendiriyor ortamı.

2 Ocak 2014

Bir Tutam Barselona - Bölüm 1

Mis. Pılını pırtını topla git yerleş. Öyle işte. Dakika bir, gol bir, kışın ortasında, eksi derecelerden titreye titreye gittiğimiz Barselona'ya adım atar atmaz montu çıkarmanın keyfi paha biçilemez.

Kısa kısa...

Barselona, İspanya'da özerk Katalonya bölgesinin başkenti. Yerel halk ağırlıklı olarak Katalan. Kendilerine has dilleri Katalanca, biraz İspanyolca, biraz Fransızca, biraz da ne idüğü belirsiz bir karışım. Nüfus 1,7 milyon ama epey kaçak var. Her yıl gelen 8-9 milyon civarında turist Katalanları pek mutlu etmiyor. Yazın turist istilasında şehirden kaçıp yakındaki yazlıklarına göçmek zorunda kalıyorlar. Bundandır ki turistlere sınırlama getirilmesi için sık sık protesto yapıyorlar.
İnsanları, ne güney ülkeleri gibi gereğinden fazla samimi, ne de kuzeyliler gibi nemrut, suratsız. Bir şey sordun mu gülümseyerek yardımcı oluyorlar. Bindiğimiz takside, şoför adresi yanlış anlayıp yolu biraz uzatınca taksimetrede yazandan epey az para aldı. Ne yapacağımızı şaşırdık. Taksi fiyatları makul sayılır. İlginçtir insanlar elinde cep telefonu sokaklarda bağıra çağıra konuşmuyor. Katalanların en bayıldığım özelliği: uzun süredir kalkınmış bir bölge olmanın getirdiği bir sindirilmiş refah havası var. Bizim parayı bulunca ne yapacağını bilemeyen taze, görgüsüz zenginlerimizin tam aksi. Herkes varlıklı ama kimse kimsenin gözüne bunu sokmuyor. Marinada hemen her ailenin yatı varmış ama hangi yat kimin kimse bilmezmiş. Bir tek üç dev motor yatın sahibi bilinirmiş, onlar da tahmin edebileceğiniz gibi Arap ve Rus.

Şehir dediğin... 

Şehir bir mantık çerçevesinde geliştiği için biraz yön duygun varsa hemencecik adapte oluyorsun. Merkezi bir yerde kalıyorsan toplu taşımaya ihtiyaç duymuyorsun bile ama bil ki sistem on numara beş yıldız çalışıyor. Şehir sadece düzenli değil, aynı zamanda güzel. Mimarlık açısından dünyanın en önemli merkezlerinden birisi, eski yapıların yanında, Gaudi'nin şaheserleri (Sagrada Familia-La Pedrera-Casa Batllo) ve modern mimari harikaları (Agbar kulesi) fışkırıyor sokaklardan. Şehrin en gözde caddesi La Rambla, çiçekçileri, ressamları, restoranlarıyla Plaça de Cataluna'yı yat limanına bağlıyor.
La Rambla'dan ara sokaklara dalınca El Barri Gotic mahallesinde buluyorsun kendini. Arabalara kapalı dar sokaklarda, sokak müzisyenleriyle insan seli eşliğinde ihtişamlı katedrallere bön bön bakakalıyorsun. Yer gök yaratıcı el işi satıcısı, sokak sanatçısı.
Adet yerini bulsun diye Montjuic (Yahudi Tepesi)'ne çıkıyor şehri bir de tepeden görüyorsun. Açıkçası yukarıdan bakınca pek öyle göze gönüle hitap etmiyor, içine girince keyifli. Barselona'ya sadece şehrin güzelliği için gelinmez, yemekler de efsane. Bu konu bu satırlara sığmaz taşar, ayrı yazı gelecek.



Az tarih... Biraz da futbol...

24 Aralık 2013

Durum Özeti: "Bok İçinde Kaldı Ortalık"


Bu yazı burada bi dursun, ortalık şu an karışık, ileride lazım olur.

17 Aralık 2013. AKP iktidarındaki en ciddi yolsuzluk ve rüşvet operasyonu başlar. Üç bakanımızın evlatları, Fatih Belediye Başkanı ve Ali Ağaoğlu, Reza Zarrab gibi iş bilir işadamları, toplam 91 kişi, gözaltına alınır. İddialar arasında dudak uçuklatan rüşvetler, imar usulsüzlükleri, vs. bulunur.

18 Aralık. Gözaltındaki Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan'ın evinde ayakkabı kutusu içinde 4,5 milyon dolar bulunur. Hayırseverlerden yerine ulaştırılmak üzere toplanan bağışlar!

18 Aralık. İçişleri Bakanı Güler'in oğlunun evindeki aramada çekildiği iddia edilen fotoğrafta yatak odasında aksesuar olarak para sayma makinesiyle bolca para vardır. AKP destekçileri paraların polis tarafından konulduğu iddia eder. Bu arada soruşturmayı yürüten savcı ve polislerin kendi emri altında olmasını yadırgamayan İçişleri Bakanı istifayı gerekli görmez, koltuk kıymetlidir.

18 Aralık. Adalet Bakanlığının talimatıyla soruşturmaya acilinden iki savcı daha atanır.

18-24 Aralık. Emniyet teşkilatında adam asmaca oyunu başlar. Ankara, İstanbul, İzmir, her yerde şube müdürleri, daire başkanları üçer beşer görevden alınır, yer değiştirilir. İlk hafta zaiyatının yaklaşık 150 amir, 400 polis memuru olduğu söyleniyor. İstanbul Emniyet Müdürü Çapkın'ın da kellesi vurulur, yerine atanan Aksaray Valisi Selami Altınok Başbakan'ın uçağıyla İstanbul'a yetiştirilir.

19 Aralık. Hükümet kanadından ilk açıklama Arınç'tan gelir. Laf kalabalığı arasından çıkardığım sonuç; bu işten dış mihraklar, Geziciler, Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şiirindeki Ayten veya kayıp balık Nemo sorumlu olabilir. O kadar ikna ediciydi ki bir an acaba, dedim, ben yemiş olabilir miyim paraları.

17 Aralık 2013

Mortal Kombat - AKP vs. Cemaat

Bildiğimiz iktidar mücadelesi.
Dark side vs. öbür dark side.
Epeydir süregelen ve dershane mevzusuyla tavan yapan gerilim sonunda patlak verdi. Şu an için skor: Hükümet 0 - Fethullah Gülen 1. Hem de deplasmanda. Heyecanla izliyoruz. Gençlerimizde Gezi olaylarındaki gibi bir zeka patlaması, sosyal medya esprilerle sallanıyor. AKP yandaşı medya beklenen üzere sus pus. Muhalefete bayram.
Hepimiz bir şeyden adımız gibi eminiz, ayyuka çıkan yolsuzluklar buz dağının görünen kısmı, kimbilir daha neler dönüyor. Neticede "beraber yürüttük biz bu yollarda" (sosyal medyadan alıntıdır). Normal ülkelerde bu tarz skandallar birilerini koltuklarından eder ama haşa, bizim kıymetli büyüklerimizden böyle bir beklentimiz yok. Başbakanın çıkıp "bakanlarımı yedirtmem" diye diklenmesi ve operasyonu yürütenleri görevden alması an meselesi diye tahmin ediyorum.
"Bağımsız yargı" ve onca devlet mekanizması dururken bu pisliği ortaya çıkaranın, AKP'ye aba altından sopa gösteren, aşırı güçlenmiş bir cemaat olması da düşündürücü.

10 Aralık 2013

Kalbimizde Yaşayacaksın VW Tip 2

Nam-ı diğer mini van ya da Transporter ya da Kombi. Tee 1950'den beri hayatımıza renk kattın, var ol sağol. Yeri geldi ambolans oldun hayat kurtardın, yeri geldi gece yarısı köftecisi oldun karın doyurdun, yine hayat kurtardın. Hippilere ev, bebelere oyuncak oldun. O şaşkın surat ifadenle bakkalın çırağı oldun, koli koli mutluluk dağıttın. "Alacan bundan bir tane, içini yaptırıcan, dünyayı gezecen" diye kim bilir nice boş hayaller kurdurdun.
Bugün tutunduğun tek dal Brezilya'ydı, seni bir tek orlarda üretiyorlardı. Ama bitti işte, her güzel şeyin bir sonu varmış. 2014'ten itibaren seni orlarda bile üretmeyeceklermiş. Neymiş efendim güvenlik standartlarına uymuyormuşsun, hava yastığın yokmuş, ABS'en yokmuş. Peh. Bunlar hep nazar.
Artık köfteci Recep abinin önünden her geçişimizde bayramlarda en fazla harçlığı veren tontiş aile büyüğümüz aramızdan ayrılmışcasına üzüleceğiz. Arkadaşlarla toplanıp buruk buruk resimlerine bakacağız.
Unutmayacağız seni Tip 2, sen bir efsaneydin, efsaneler ölmez...

7 Aralık 2013

Haberler Vol.6

5 Aralık 2013. Güney Afrika'nın efsanevi lideri ve ilk siyahi Başkanı Nelson Mandela 95 yaşında hayatını kaybetti. 

5 Aralık 2013. Türk kahvesi UNESCO "Somut Olmayan Kültür Mirasları" listesine girdi.

6 Aralık 2013. Time dergisinin düzenlediği "Yılın Kişisi" anketinde, halk oylaması sonuçlarına göre Mısır'da darbe yapan General Sisi, Başbakan Erdoğan ve skandalların şarkıcısı Miley Cyrus'i geride bırakarak birinci oldu.

6 Aralık 2013. Ziraat Türkiye Kupasında Fenerbahçe maçının seremonisine "Yüce Atatürk" yazılı tişörtlerle çıkan Fethiyespor, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'na sevk edildi.

3 Aralık 2013

İstanbul'u Adam Edecek Adam :)

İstanbul için belediye başkan adayımı buldum: Ertuğ Uçar, sloganı ve muhteşem projeleri.

1 Aralık 2013

Hikayesi Olan Fotoğraflar Vol.1

Yıllarca sokaklarda yer tezgahlarında poster olarak satıldığından pek aşinayızdır bu resme. Aynı vesileyle olduğunu sanmıyorum ama Martin Scorsese de aşina olacak ki "Hugo" filminde dokunmuştu bu olaya. Fotomontaj ya da film sahnesi değil. Bildiğimiz tren kazası. 22 Ekim 1895 günü Granville-Paris Ekspresi, kısmen kondüktörün gara fazla hızlı girmesinden, kısmen de çalışmayan frenlerden, istasyon içinde 30 metre sürüklendikten sonra Paris Montparnasse garının camlı duvarından aşağı uçuyor. Verilmiş sadakaları varmış, 130'u aşkın yolcu ve personelden sadece ikisi yaralanıyor. Hikayenin bahtsız bedevisi Marie-Auguste Aguilard. Garın önünde gazete satan kocasının yerine bakarken başına düşen taş yüzünden hayatını kaybediyor. Demiryolları şirketi kadıncağızın cenaze masraflarını ve iki çocuğunun bakımını üstleniyor ama pardon da böyle ölüm mü olur?
48 saat süren soruşturmadan sonra üçüncü gün lokomotifi 14 at ve bir sürü insanla kaldırma çabaları sonuç vermiyor, 250 tonluk bir vince başvuruyorlar. The end.

İkinci hikaye bizi 1925'e götürüyor. New York'da, Manhattan'ın işlek bir caddesinde trafik polisi bir kedinin ağzındaki yavrusuyla karşıdan karşıya geçebilmesi için yolu kesiyor. New York Times muhabiri Harry Warnecke tarafından çekilen kare o günkü gazetede yayınlanıyor. Ama işin içinde zararsız bir katakulli var, kedinin ilk geçiş anını yakalayamayan Warnecke allem edip kallem edip polis memurunu o sahneyi tekrarlamaya ikna ediyor. Sonuç çarpıcı. Bir de sıcacık.