31 Ocak 2014

Yemek Festivali Dediğin...

Demek ki neymiş, yemeğin milleti mi olur dememek lazımmış. 
Sydney Uluslararası Yemek Festivali (Sydney International Food Festival) kapsamında yerel tatlardan ülke bayrakları yapmışlar, iyi de yapmışlar. Netice:
ABD - Sosisli sandviç, ketçap

Avustralya - Etli börek, sos

Birleşik Arap Emirlikleri - Karpuz, nane, hurma

Brezilya - Muz yaprakları, ananas, lime, çarkıfelek

25 Ocak 2014

If 2014 Tanıtım Filmi

!f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 2014 tanıtım filmi. Olmuş. Ama anlayana.

 

21 Ocak 2014

Sushi Sofra Adabı

"Balık çiğ yenir mi yea!" nidalarıyla kesin tavır koyduğum sushi, sinsi sinsi hayatıma sızdı. Gizliden sevmeye bile başladım.

Fakat bu iş öyle eline iki çubuk alıp, sushiyi tabağa dayadığın ağzına hızla tıkıştırmakla olmuyor. Bir kere o çubuk (ki teknik adı "chopstick" ya da "hashi"dir) öyle tutulmaz, böyle tutulur. Ve iki lokmayı ağzına denk getirdin diye "ben kaptım bu işi" de denmez, özveri ve zaman ister.


Çubuklar birbirinden ayrıldığında üstündeki kıymıklar dökülsün diye birbirine sürtme hareketi vardır. İşte onu yapmıyoruz, zira bu, Japon restoranlarında "bilader sen ucuz mal kullanıyorsun" anlamına gelip, ağır hakaret sayılırmış. Uzakdoğu sporları adamların ata sporu, iki kıymık için ağzını burnunu kırdırtmaya değmez.

Chopstick sorunsalını aşınca sipariş faslı geliyor. Birkaç ana grup altında yüzlerce çeşidi var bu sushinin. Yok ben çiğ balık yiyemem ama çok çılgınım, ölmeden bir sushi yemişliğim olsun diyelenre en zararsızlardan "kappa maki"yi tavsiye ederim. Su yosunu ("nori") ve pirinç pilavı içine sarılı bildiğimiz salatalık. "Kappa" Japon halk kültüründe salatalıkla beslenen bir canavarın adıymış.

19 Ocak 2014

Uyusun Da Büyüsün Memleketim

Dünden bugüne...
Aziz Yıldırım'ın şike cezası Yargıtay tarafından kısmen onandı, kendisine hapis yolu göründü.
Mustafa Sarıgül'ün mal varlığına el konuldu.
Koşar adım çıkarılmakta olan internet düzenlemesini (kimi ülkelerde sansür olarak da bilinir kendisi) protesto edenlere polis tatlı tatlı müdahale etti.
Suriye sınırında, içinde ne ve kimler olduğu belirsiz TIR'lar savaş yollarında cirit atmaya devam etti.
Nejat İşler yoğum bakıma alındı (tez zamanda iyileş emi ey güzel insan).
Hrant Dink 7. kez anıldı.
Yağmur yine yağmadı.

Konuştuk, çok konuştuk ama en çok konuşmamız gerekeni konuşmadık. Yolsuzluk operasyonu sümen altı edilirken, sormamız gereken soruları da hesabı da soramazken... Parsayı babalar toplarken, onları savunmak 803,68TL'lik asgari ücrete çalışan ahaliye düştü, o da ikiletmedi tavrını koydu: "çalıyorsa benden çalıyor" diyerek insanlığın tüm umutlarını söndürürken...

Uyusun da büyüsün güzel memleketim.

14 Ocak 2014

Bizim Beyazlatmayan Diş Macunumuz

Tıpıtıpıtıss... En çok bizim diş macunu beyazlatıyor, çocuk bezlerimiz aslında bok temizlemiyor bebelerinizin poposuna neşe kelebekleri salıyor, deterjanımız ailenizi mutlandırıyor, musluğumuz açınca akıyor, çorbamız aha beyle kaynıyor...
Sanırım reklamcılar dandik ürünler kakalayarak, kainattaki tüm mutluluğu biz, tombik cüzdanlara, bahşettikleri konusunda mutabık. Sanki bana dünyayı baştan yaratıyorlar minik artisler. Colgate yokken misvak vardı oğlum, Omo yokken Arap sabunu, Knorr yokken de acılı tarhana çorbası. Kendini haddinden fazla ciddiye alan adamı iyi ihtimalle gevrek "bırak yeaa, bana ne yeaa"larla hayata küstüresim, kötü ihtimalle ağzını burnunu kırasım geliyor. Ehehe Prada güneş gözlüklerinin arkasında, titrek sincaplar misali köşeye sinmiş, ağlayan koca koca reklamcılar hayal edince monoton dünyam biraz şenlenmedi değil. Yazıya başlarken aslında niyetim bu sistem kurbanı çocukcağızları toplumdan aforoz etmek değildi. Tertemiz duygularla şokella bir reklam paylaşacaktım ama kendimi kaybetmem üç dakikamı aldı, ben de anlamadım. Affola, yıllardır aynı mıymıy, yaratıcılıktan yoksun lafları duymaktan ne kadar dolduysam artık.

Toparlıyorum; aşağıdaki reklamlardan daha fazla yap, canımı yi reklamcı kardeş.
Sao Paulo'daki MASP Sanat Okulu için DDB Brazil reklam ajansının çalışması: Dali, Van Gogh ve Picasso'nun iç organları.


8 Ocak 2014

Tutuşanlarla Tutuşturanlar

Emniyette-yargıda-bakanlıklarda binlerce kişinin yerini değiştirmeler, görevden almalar, engellenen soruşturmalar, karşı suçlamalar, apar topar mevzuat değişiklikleri, bağıra çağıra tehditler, 11 küsur yıldır alışıldık "mağduruz" edebiyatı, basına zaten daimi sansür...
Birileri fena tutuştu.
Demek ki örtbas edilmesi gereken pislikler o kadar çok ki tüm devleti yorgan misali ters yüz etseler ancak örtülecek. Ya da devlet birkaç ay kepenkleri kapatsın, devletimizle paralel devletimiz uzun eşek oynayarak karar versin memleketi kimin yöneteceğine. Münasip bir yastık bulunur elbet. Kaybeden, fonda "beraber yürüdük biz bu yollarda" şarkısı, gözyaşları eşliğinde sahneyi terk etsin. Biz kimsesiz garibanlar da, kaderimiz ne olacak diye melul melul bir oraya bir buraya bakmayalım, çekirdek stokları tükeniyor.

7 Ocak 2014

Haberler Vol.7

16 Kasım 2013. Çin'de tek çocuk politikasında gevşemeye gidiliyor. Çiftlerden birinin tek çocuk olması halinde aileye ikinci çocuk sahibi olma hakkı verilecek.

10 Aralık 2013. Haiyan tayfunun yaralarını sarmaya çalışan Filipinler'de, bir kişinin telefonuyla kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşması anlamına gelen "selfie"lere yasak geldi.

23 Aralık 2013. Dünyaya damgasını vuran AK-47 tüfeğinin mucidi Mikhail Kalaşnikof hayatını kaybetti.

31 Aralık 2013. Kanada'da yılbaşı gecesi bindiği taksiye kusan müşteriden 100 dolar alınmasına karar verildi.

Kandırıldık. Mutluluğun Resmiyle Kandırıldık.

Kandırıldık. Yıllarca kandırıldık.
Abidin Dino "mutluluğun resmi"ni çizmemiş.
Sene 62. Nazım Hikmet sürgün yıllarında, eşi Vera, Abidin Dino ve eşi Güzin'le birlikte Paris'te. O meşhur soruyu vatan hasreti içinde "Saman Sarısı" şiirinde soruyor:
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin 
İşin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil 
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin 


Dino da şiirle cevap veriyor:

5 Ocak 2014

Pek Acaip İnsanlar Vol.3: Salvador Dali

Hepimiz az buçuk biliriz deli dahi Dali'yi. Adını duymuşluğumuz, bir iki resmini görmüşlüğümüz, beğenmişliğimiz ya da beğenmemişliğimiz vardır. Fakat gerçekte nasıl bir ruh hastası olduğunu tahmin etmenize imkan yok.
Barselona'ya kadar gidip 140km uzaktaki Dali'nin memleketi Figueres kasabasına uğramadan olmaz dedik, düştük yollara. Dali Müzesine girerken elimizde fotoğraf makinesi başımıza geleceklerden bihaber, kültür yumağı olmaya aday turistlerdik. Çıkışta UFO gören masum köylülerdik.
Aktris Mae West'in yüzü. Dudaklar kanepe, burun delikleri şömine, gözler tablo...
Merdiven tepesindeki vizörden bakınca bu çıkıyor ortaya!
Birincisi, adam fazlasıyla yetenekli.

İkincisi, kafa bambaşka bir boyutta.

Üçüncüsü, bilinçaltı da bilinçüstü de sıkıntılı. Annesinin Dali'yi, kendisi daha doğmadan ölmüş ağabeyinin yerine koyması da pek akıllıca bir hareket olmamış.

Dördüncüsü, bıyıkları olmadan asla. Bu, öyle bir imza haline gelmiş ki, adamcağız 1954'de bıyıkları için kitap bile bastırmış. Bu arada Dünya Sakal ve Bıyık Şampiyonasının yarışma dallarından biri "Dali bıyığı".
Beşincisi, elinde bir kaşıkla uyurmuş. Zira rüyalarımızı gördüğümüz, yani bilinçaltına indiğimiz an, tam uykuya daldığımız anmış. Uykuya daldığında elindeki kaşık düşerek Dali'yi uyandırırmış, böylelikle rüya zihninde tazeyken hemen resmedebilirmiş. Figueres'in girişindeki 38 metrelik dev kaşığın varoluş sebebi böylece anlaşılıyor.

3 Ocak 2014

Bir Tutam Barselona - Gastro-tur; Bölüm 2

Barselona'nın yemeklerine haksızlık yapmak olmaz, çarpılır insan. Buyrun bu da gastro-turumuz.

El Clasico: Tapas-Paella-Deniz Mahsulleri-Sangria

Yarabbim o 'tapas'lar yok mu... Tapas dediğimiz meze/aperitif kıvamında minik yemekler. Yüzlerce çeşidi var. Aslında Barselona'ya özgü bir kültür değil, İspanyol mutfağından geliyor. Sebzeden tutun, ekmek üstü mezelere, deniz ürünlerine, her türlüsü var. Sofraya oturur oturmaz önünüze zeytinyağlı domatesli sos sürülmüş ekmek gelmesi muhtemel, ama gelmeyin bu oyuna, fazla bir numarası yok.
Meşhur "paella"yı yemeyeni dövüyorlar zaten. Pilav diyelim biz ona, deniz mahsullüsü, etlisi, tavuklusu var.
O da Akdeniz, bizimki de Akdeniz ama deniz ürünlerinin çeşidini görünce resmen felç geçirdi aklım.
Her yerde ufak restoranlar, barlar. Yemekler bir yana, sırf bunların iddiasız ama özenli vitrinlerine bakmak bile keyif.


Katalan, Akdeniz, Arap, Çin mutfağı, ne ararsan orada. Turist mevsimi olmamasına rağmen, sürekli bir hareket var. İnsanlar dışarıda yemeği seviyor. Akşam 9-10 gibi oturuyorlar yemeğe, o enteresan. Saatlerce kalkmıyorlar sofradan. Yemekleri de pek şenlikli geçiyor. Alkolün etkisi olduğundan şüpheleniyorum. Meyveli şarap kokteyli 'Sangria' olmazsa olmazlardan. İyisine denk gelirseniz tadından yenmez. Bu arada yerel halk bolca tükettiği şarabı mahalle mahzenlerinden kendi şişelerini doldurarak alıyor. Litresi 1-1,5 Euroya gayet makul sofra şarapları bulunuyor.

Yemek kültürünün bu kadar zengin olması ve dünyanın en iyi aşçılarının buradan çıkması tesadüf değil. Akıllı adamlar, bölgenin ekonomisini turizme göbekten bağlamamışlar. Şehrin az kıyısına çıkınca tarım arazileri ve hobi bahçeleri başlıyor. Bu sayede her şey taze, lezzetli, bol çeşitli ve makul fiyatlara. Sebze-meyveden başka, fındık fıstık, pirinç bile üretiyorlar. Bizdeki gibi yerel ürün festivalleri oluyormuş. Pazarlarda meyve-sebze fiyatları bizimkilere can sıkıcı derecede yakın. Etler bizden ucuz, genelde lezzetli. Adamların gelirinin en az beş katımız olduğu düşünülürse durumun vehameti ortaya çıkıyor. Yeri gelmişken söyleyeyim, benzin de bizden ucuz.
Tatlılar genelde güzel ama içimden bir ses bizim kadar şekere düşkün değiller diyor. Yine de turtalar, creme brulée'ler her yerde. İlla oraya özgü bir şey yiyeceğim derseniz lokma tatlısı görünümündeki churro'yu özellikle kışın sıcak çikolataya banarak deneyebilirsiniz.

Mercat de la Boqueria & Kiosko Universal

Pazar deyip 'Mercat de la Boqueria'yı es geçmek olmaz. Şehrin en afili caddesi La Rambla'nın göbeğinde bulunuyor kendileri. Daha kapısında kendisine tutkuyla bağlıyor. Tablo gibi. Meyve sebze, et, balık, tatlı, baharat, ne ararsanız var içinde. Ee bizim pazarlarda da var diyeceksiniz ama burası başka türlü... ben anlatmayayım, resimler konuşsun.
Pazarın kenarlarında soluklanmak için ayak üstü barlar, büfeler var. Ana kapıdan girince sola dönün, yolun sonunda hemen sağınızda kalan 'Kiosko Universal'e dalın. Boş yer bulamazsınız, adınızı listeye yazdırıyorsunuz ama sıra çabuk geliyor. Ayak üstü türlü türlü deniz mahsulünü ızgarada veya yağda pişiriyorlar. Yemeklerin üstündeki sarmısak sos, of off. Bir de mantar tabağı ('mix mushroom') var ki şiddetle tavsiye edilir. Mutfağın tepesinde disko topu üzerinde çatal kaşıklardan yapılmış dünya da şenlendiriyor ortamı.

2 Ocak 2014

Bir Tutam Barselona - Bölüm 1

Mis. Pılını pırtını topla git yerleş. Öyle işte. Dakika bir, gol bir, kışın ortasında, eksi derecelerden titreye titreye gittiğimiz Barselona'ya adım atar atmaz montu çıkarmanın keyfi paha biçilemez.

Kısa kısa...

Barselona, İspanya'da özerk Katalonya bölgesinin başkenti. Yerel halk ağırlıklı olarak Katalan. Kendilerine has dilleri Katalanca, biraz İspanyolca, biraz Fransızca, biraz da ne idüğü belirsiz bir karışım. Nüfus 1,7 milyon ama epey kaçak var. Her yıl gelen 8-9 milyon civarında turist Katalanları pek mutlu etmiyor. Yazın turist istilasında şehirden kaçıp yakındaki yazlıklarına göçmek zorunda kalıyorlar. Bundandır ki turistlere sınırlama getirilmesi için sık sık protesto yapıyorlar.
İnsanları, ne güney ülkeleri gibi gereğinden fazla samimi, ne de kuzeyliler gibi nemrut, suratsız. Bir şey sordun mu gülümseyerek yardımcı oluyorlar. Bindiğimiz takside, şoför adresi yanlış anlayıp yolu biraz uzatınca taksimetrede yazandan epey az para aldı. Ne yapacağımızı şaşırdık. Taksi fiyatları makul sayılır. İlginçtir insanlar elinde cep telefonu sokaklarda bağıra çağıra konuşmuyor. Katalanların en bayıldığım özelliği: uzun süredir kalkınmış bir bölge olmanın getirdiği bir sindirilmiş refah havası var. Bizim parayı bulunca ne yapacağını bilemeyen taze, görgüsüz zenginlerimizin tam aksi. Herkes varlıklı ama kimse kimsenin gözüne bunu sokmuyor. Marinada hemen her ailenin yatı varmış ama hangi yat kimin kimse bilmezmiş. Bir tek üç dev motor yatın sahibi bilinirmiş, onlar da tahmin edebileceğiniz gibi Arap ve Rus.

Şehir dediğin... 

Şehir bir mantık çerçevesinde geliştiği için biraz yön duygun varsa hemencecik adapte oluyorsun. Merkezi bir yerde kalıyorsan toplu taşımaya ihtiyaç duymuyorsun bile ama bil ki sistem on numara beş yıldız çalışıyor. Şehir sadece düzenli değil, aynı zamanda güzel. Mimarlık açısından dünyanın en önemli merkezlerinden birisi, eski yapıların yanında, Gaudi'nin şaheserleri (Sagrada Familia-La Pedrera-Casa Batllo) ve modern mimari harikaları (Agbar kulesi) fışkırıyor sokaklardan. Şehrin en gözde caddesi La Rambla, çiçekçileri, ressamları, restoranlarıyla Plaça de Cataluna'yı yat limanına bağlıyor.
La Rambla'dan ara sokaklara dalınca El Barri Gotic mahallesinde buluyorsun kendini. Arabalara kapalı dar sokaklarda, sokak müzisyenleriyle insan seli eşliğinde ihtişamlı katedrallere bön bön bakakalıyorsun. Yer gök yaratıcı el işi satıcısı, sokak sanatçısı.
Adet yerini bulsun diye Montjuic (Yahudi Tepesi)'ne çıkıyor şehri bir de tepeden görüyorsun. Açıkçası yukarıdan bakınca pek öyle göze gönüle hitap etmiyor, içine girince keyifli. Barselona'ya sadece şehrin güzelliği için gelinmez, yemekler de efsane. Bu konu bu satırlara sığmaz taşar, ayrı yazı gelecek.



Az tarih... Biraz da futbol...

24 Aralık 2013

Durum Özeti: "Bok İçinde Kaldı Ortalık"


Bu yazı burada bi dursun, ortalık şu an karışık, ileride lazım olur.

17 Aralık 2013. AKP iktidarındaki en ciddi yolsuzluk ve rüşvet operasyonu başlar. Üç bakanımızın evlatları, Fatih Belediye Başkanı ve Ali Ağaoğlu, Reza Zarrab gibi iş bilir işadamları, toplam 91 kişi, gözaltına alınır. İddialar arasında dudak uçuklatan rüşvetler, imar usulsüzlükleri, vs. bulunur.

18 Aralık. Gözaltındaki Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan'ın evinde ayakkabı kutusu içinde 4,5 milyon dolar bulunur. Hayırseverlerden yerine ulaştırılmak üzere toplanan bağışlar!

18 Aralık. İçişleri Bakanı Güler'in oğlunun evindeki aramada çekildiği iddia edilen fotoğrafta yatak odasında aksesuar olarak para sayma makinesiyle bolca para vardır. AKP destekçileri paraların polis tarafından konulduğu iddia eder. Bu arada soruşturmayı yürüten savcı ve polislerin kendi emri altında olmasını yadırgamayan İçişleri Bakanı istifayı gerekli görmez, koltuk kıymetlidir.

18 Aralık. Adalet Bakanlığının talimatıyla soruşturmaya acilinden iki savcı daha atanır.

18-24 Aralık. Emniyet teşkilatında adam asmaca oyunu başlar. Ankara, İstanbul, İzmir, her yerde şube müdürleri, daire başkanları üçer beşer görevden alınır, yer değiştirilir. İlk hafta zaiyatının yaklaşık 150 amir, 400 polis memuru olduğu söyleniyor. İstanbul Emniyet Müdürü Çapkın'ın da kellesi vurulur, yerine atanan Aksaray Valisi Selami Altınok Başbakan'ın uçağıyla İstanbul'a yetiştirilir.

19 Aralık. Hükümet kanadından ilk açıklama Arınç'tan gelir. Laf kalabalığı arasından çıkardığım sonuç; bu işten dış mihraklar, Geziciler, Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şiirindeki Ayten veya kayıp balık Nemo sorumlu olabilir. O kadar ikna ediciydi ki bir an acaba, dedim, ben yemiş olabilir miyim paraları.

17 Aralık 2013

Mortal Kombat - AKP vs. Cemaat

Bildiğimiz iktidar mücadelesi.
Dark side vs. öbür dark side.
Epeydir süregelen ve dershane mevzusuyla tavan yapan gerilim sonunda patlak verdi. Şu an için skor: Hükümet 0 - Fethullah Gülen 1. Hem de deplasmanda. Heyecanla izliyoruz. Gençlerimizde Gezi olaylarındaki gibi bir zeka patlaması, sosyal medya esprilerle sallanıyor. AKP yandaşı medya beklenen üzere sus pus. Muhalefete bayram.
Hepimiz bir şeyden adımız gibi eminiz, ayyuka çıkan yolsuzluklar buz dağının görünen kısmı, kimbilir daha neler dönüyor. Neticede "beraber yürüttük biz bu yollarda" (sosyal medyadan alıntıdır). Normal ülkelerde bu tarz skandallar birilerini koltuklarından eder ama haşa, bizim kıymetli büyüklerimizden böyle bir beklentimiz yok. Başbakanın çıkıp "bakanlarımı yedirtmem" diye diklenmesi ve operasyonu yürütenleri görevden alması an meselesi diye tahmin ediyorum.
"Bağımsız yargı" ve onca devlet mekanizması dururken bu pisliği ortaya çıkaranın, AKP'ye aba altından sopa gösteren, aşırı güçlenmiş bir cemaat olması da düşündürücü.

10 Aralık 2013

Kalbimizde Yaşayacaksın VW Tip 2

Nam-ı diğer mini van ya da Transporter ya da Kombi. Tee 1950'den beri hayatımıza renk kattın, var ol sağol. Yeri geldi ambolans oldun hayat kurtardın, yeri geldi gece yarısı köftecisi oldun karın doyurdun, yine hayat kurtardın. Hippilere ev, bebelere oyuncak oldun. O şaşkın surat ifadenle bakkalın çırağı oldun, koli koli mutluluk dağıttın. "Alacan bundan bir tane, içini yaptırıcan, dünyayı gezecen" diye kim bilir nice boş hayaller kurdurdun.
Bugün tutunduğun tek dal Brezilya'ydı, seni bir tek orlarda üretiyorlardı. Ama bitti işte, her güzel şeyin bir sonu varmış. 2014'ten itibaren seni orlarda bile üretmeyeceklermiş. Neymiş efendim güvenlik standartlarına uymuyormuşsun, hava yastığın yokmuş, ABS'en yokmuş. Peh. Bunlar hep nazar.
Artık köfteci Recep abinin önünden her geçişimizde bayramlarda en fazla harçlığı veren tontiş aile büyüğümüz aramızdan ayrılmışcasına üzüleceğiz. Arkadaşlarla toplanıp buruk buruk resimlerine bakacağız.
Unutmayacağız seni Tip 2, sen bir efsaneydin, efsaneler ölmez...

7 Aralık 2013

Haberler Vol.6

5 Aralık 2013. Güney Afrika'nın efsanevi lideri ve ilk siyahi Başkanı Nelson Mandela 95 yaşında hayatını kaybetti. 

5 Aralık 2013. Türk kahvesi UNESCO "Somut Olmayan Kültür Mirasları" listesine girdi.

6 Aralık 2013. Time dergisinin düzenlediği "Yılın Kişisi" anketinde, halk oylaması sonuçlarına göre Mısır'da darbe yapan General Sisi, Başbakan Erdoğan ve skandalların şarkıcısı Miley Cyrus'i geride bırakarak birinci oldu.

6 Aralık 2013. Ziraat Türkiye Kupasında Fenerbahçe maçının seremonisine "Yüce Atatürk" yazılı tişörtlerle çıkan Fethiyespor, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'na sevk edildi.

3 Aralık 2013

İstanbul'u Adam Edecek Adam :)

İstanbul için belediye başkan adayımı buldum: Ertuğ Uçar, sloganı ve muhteşem projeleri.

1 Aralık 2013

Hikayesi Olan Fotoğraflar Vol.1

Yıllarca sokaklarda yer tezgahlarında poster olarak satıldığından pek aşinayızdır bu resme. Aynı vesileyle olduğunu sanmıyorum ama Martin Scorsese de aşina olacak ki "Hugo" filminde dokunmuştu bu olaya. Fotomontaj ya da film sahnesi değil. Bildiğimiz tren kazası. 22 Ekim 1895 günü Granville-Paris Ekspresi, kısmen kondüktörün gara fazla hızlı girmesinden, kısmen de çalışmayan frenlerden, istasyon içinde 30 metre sürüklendikten sonra Paris Montparnasse garının camlı duvarından aşağı uçuyor. Verilmiş sadakaları varmış, 130'u aşkın yolcu ve personelden sadece ikisi yaralanıyor. Hikayenin bahtsız bedevisi Marie-Auguste Aguilard. Garın önünde gazete satan kocasının yerine bakarken başına düşen taş yüzünden hayatını kaybediyor. Demiryolları şirketi kadıncağızın cenaze masraflarını ve iki çocuğunun bakımını üstleniyor ama pardon da böyle ölüm mü olur?
48 saat süren soruşturmadan sonra üçüncü gün lokomotifi 14 at ve bir sürü insanla kaldırma çabaları sonuç vermiyor, 250 tonluk bir vince başvuruyorlar. The end.

İkinci hikaye bizi 1925'e götürüyor. New York'da, Manhattan'ın işlek bir caddesinde trafik polisi bir kedinin ağzındaki yavrusuyla karşıdan karşıya geçebilmesi için yolu kesiyor. New York Times muhabiri Harry Warnecke tarafından çekilen kare o günkü gazetede yayınlanıyor. Ama işin içinde zararsız bir katakulli var, kedinin ilk geçiş anını yakalayamayan Warnecke allem edip kallem edip polis memurunu o sahneyi tekrarlamaya ikna ediyor. Sonuç çarpıcı. Bir de sıcacık.

28 Kasım 2013

İran Nükleer Anlaşması Muz Ticaretine Karşı

Komşumuz İran'la nükleer müzakereleri sonuçlandı, anlaşma tamam, Ortadoğu'daki muhtemel nükleer savaş altı aylığına rafa kalktı, 34 yıldır süren ekonomik yaptırımlar gevşiyor. Dünya değişiyor. Bölge değişiyor. ABD orada. Rusya orada. Gezegenin diğer ucundaki Çin orada. Fransa, İngiltere, Almanya da orada. İsrail yoktu ama hemen tavrını koydu, çıktı "tarihi hata yapıyorsunuz" dedi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn, Katar tedirgin ama yine de ılımlı mesajlar veriyorlar. Suriye memnun. İran'da bayram var.

Mühim bölgesel güç Türkiye bakıyor. Fırsatlar doğacak çünkü ticaret kanalları açılacak, sınır ticareti hareketlenecek. İran'ın altyapı projelerine para yatırması olası, bu da müteahhitlik firmalarımız için komşunun kümesinde altın yumurtlayan tavuk bulmak

24 Kasım 2013

Akıllı Babanın Deli Kızları

Jason Lee bir düğün fotoğrafçısı. Mini mini iki kızı - Kristin ve Kayla - ve kocaman bir hayal gücü var. 2006'da annesine kan kanseri teşhisi konulunca mikrop bulaştırma riski yüzünden kızlar anneannelerini eskisi gibi ziyaret edemez olmuşlar. Jason, annesinin torunlarının büyümesine şahit olabilsin diye kızların fotoğraflarını çekip blogunda yayınlamaya başlamış. İşin içine çocukların sevimliliğini de katınca ortaya alışkın olduğumuz papyonlu, lavanta kokulu aile fotoğraflarından çok farklı resimler çıkmış.
İstiyorum istiyorum, çekik çekik bebelerim olsun, bunları suşi misali tek lokmada yiyeyim istiyorum...




Bu Reklamsa Diğerleri Ne?

Vurdulu kırdılı filmlerin vazgeçilmezlerinden Jean-Claude Van Damme'ı bilmeyen yoktur. İmzası, efsane bacak açma hareketi.
İşte Volvo düşünmüş taşınmış Van Damme'ı son kamyon reklamında oynatmaya karar vermiş. Verilmek istenen mesaj kamyonların dengesi ve hassaslığıyla ilgili.
Diğer reklam ajansları ufaktan ufaktan meydanı boşaltabilir bence.

20 Kasım 2013

Durmak Yok Yola Devam Da, İstikamet Nere?

Özenle susuyorum günlerdir ama yok, buraya kadar.
Memleket, inançlı-inançsız, Alevi-Sünni, türbanlı-türbansız, Türk-Kürt, kızlı-erkekli, sağlı-sollu, Gezi'li-antiGezi'li, mayoz mitoz her türlü bölündü. Tesadüf eseri değil, planlı programlı. Her gün yeni bir şov. Üç kuruşluk siyasi menfaatler uğruna gözden çıkarılanlar da bizim haklarımız, özgürlüğümüz, huzurumuz, ülkemiz. Ve demokrasi masalıyla tatlı rüyalardayız. Siyaset biliminde en meşhur uygulamalardan biridir "böl-yönet". Giden gider, kolay kolay da geri gelmez.

Son aylarda konuşulanlara dikkat edin, yönetici güruhtan durmadan cinsellikle ilgili açılımlar patlıyor. Her açıklama, yasal düzenleme sinyali. Her yasal düzenleme, ileri demokratik toplumumuzda yeni müdahalelere, yeni kısıtlamalara gebe. "Kızlı-erkekli" diye bir kavram girdi hayatımıza, sanırsın bizden önceki kuşaklar cinsiyetsiz tek hücreli amip. Kızlı-erkekli aynı evde mi yaşanıyor? Hani Anayasamızın şu 20. Maddesiyle sözde korunan özel hayatımız, özel mülkiyetimiz var ya, işte o hiçe sayılsın, evler basılsın, komşular birbirini ispiyonlasın, toplumda huzur namına hiçbir şey kalmasın. Trabzon İl Milli Eğitim Müdürü çıkar der ki "Kızlı erkekli aynı merdiveni kullanıyorlar". Bunca yıldır merdiven iner

18 Kasım 2013

Bir Tutam Küba


Çok oldu gideli. Ama akılda kalanlar kafi.
Buna benzer bir ülke daha görmedim. Coğrafi olarak değil, zihnen farklı.
Mutlular. Çok mutlular. Kıskanılacak kadar mutlular. Sokakta tuttuğunu "Cebinde beş kuruş paran yok, işin gücün yok, rutubetli evin bugün değilse yarın kafana çökecek, niye mutlusun seen?" diye silkele, o kadar mutlular işte. Zaten cana yakınlar, bir de kızlı-erkekli dans mans ediyorlar sokaklarda, sürekli bir fiesta havası, aa diyor insan. Adamlarda o kadar para yok ki, para mefhumu bile yok kafalarında. Farkında olmasak da tüm değerlerimiz, mutluluk ve başarı kavramlarımız paraya endeksli, hücrelerimize işlemiş. Dinimiz imanımız para. İstediğiniz kadar "ne alakası var" deyin, öyle dostlar. Orayı görünce kavradım ben de bunu. Fidel Castro ölmeden giden gitsin, beni anlayacaktır. Yalnız çabuk olun, sonrasında oralara ne olur belli olmaz, zira ABD ellerini ovuşturarak bekliyor...




Fena halde yoksullar ama iki konuda dünya ağzı açık onları izliyor: eğitim ve sağlık. Sokakta yığılsan, seni hemen ya hastaneye taşıyorlar ya da köşe başındaki hekime. Kaşla göz arasında dünyanın en iyi sağlık hizmetini veriveriyorlar. Üstelik bedava. Hem de herkese bedava. Bu arada eğitim de bedava. Ve iyi. Komünizmin nimetleri. Komünizm demişken, Kübalılara "devrim" dediğinizde özellikle Amerikan ambargosundan ötürü yaşadıkları zorluklar bir anda siliniyor, gözlerinin içi parlıyor, çılgınca gururlanıyorlar, Castro yaşayan efsane.
Tıp eğitimleri o kadar iyi ki, Amerikalı doktorlar turist vizesiyle Küba'ya gelip

14 Kasım 2013

Pek Acaip İnsanlar Vol.2: Orson Welles

30 Ekim 1938, akşam suları. O yılların radyosu bugünün televizyonu, belki daha fazlası, Amerika radyo dinliyor. Az sonra yer yerinden oynayacak kimse bilmiyor...
Radyoda her zamanki gibi hava durumunu müzik takip ediyor. Yayın aniden bir son dakika haberiyle kesiliyor: Mount Jennings Gözlemevinden Prof. Farrell'ın Mars'ta patlamalar tespit ettiği belirtiliyor ve kendisiyle kısa bir röportaj yapılıyor. Yayın New Jersey'de bir tarlaya dev bir meteor düştüğü haberiyle yeniden bölünüyor. Olay yerindeki tanıklardan birisi büyük metal bir silindirden çıkan Marslıyı dehşet içinde uzun uzun tarif ediyor. Meteorun düştüğü yerde uzaylılar yürüyen savaş makineleri kuruyor, insanlara saldırıyor, kendilerini durdurmaya çalışan 7.000 güvenlik gücünü öldürüyor, havaya zehirli gaz sıkıyor. Resmi görevliler endişe verici açıklamalar yapıyor. Uzay gemileri Chicago ve St. Louis'de de görülüyor. İnsanlığın sonu.

23 yaşındaki Orson Welles ve Mercury Tiyatro ekibi, bilimkurgu yazarı H.G. Wells'in "Dünyalar Savaşı"nı Halloween şakası olarak radyoda canlandırıyor. Olağanüstü bir kurgu ve ses efektleriyle, o kadar inandırıcı bir performans sergiliyorlar ki tüm Amerika panikliyor, herkes sokaklara dökülüyor. Uzaylıların sözde istila ettiği yerlerde insanlar şehirleri terk ediyor, otoyollar tıkanıyor. Gaz maskeleri dağıtılması için polise başvuru yağıyor, elektriği kesmesi için aranan elektrik şirketinin telefonları kilitleniyor. Doğrulanmamış olsa da, dünyanın sonunun geldiğine inananlar arasında intihar edenler bile olduğu söyleniyor. Olayların kontrolden çıktığı haberi stüdyoya ulaştığında, Welles programı

13 Kasım 2013

Haberler Vol.5

20 Ekim 2013. Türkiye'nin ilk "helal seks shop"u internet üzerinde açıldı.

5 Kasım 2013. Başbakan Erdoğan öğrencilerin "kızlı-erkekli" aynı evlerde kalmalarına devletin müdahale edeceğini, komşuların bu tür durumları valiliklere ve emniyete ihbar etmeleri gerektiğini açıkladı.

8 Kasım 2013. Moskova metrosunda sporu teşvik amacıyla iki dakika içinde 30 kere çömelip kalkabilene bedava bilet veriliyor.

10 Kasım 2013. Adana Valisi Hüseyin Avi Coş kendisini protesto eden kişiye "gavat" dedi.

11 Kasım 2013. 10 Kasım'da Anıtkabir'e gelen ziyaretçi sayısı 1.089.615. Anıtkabir'i 2012'de 413.568, 2011'de 181.064 kişi ziyaret etti.

12 Kasım 2013

Üslup Meselesi

Siyasete sıvanıyorsan birkaç temel özelliğin olacak. Öyle ahım şahım akıllı olmaya gerek yok. Dürüstlük tercih sebebi hiç değil. Ama isim hafızası şart. Kıvırmayı da bileceksin. El sıkışmaktan, şapur şupur öpüşmekten, dert dinlemekten, çay ısmarlamaktan bıkmayacaksın. Bir de eleştiriye tahammülün olacak. Eleştiri geldi mi gülüp geçecek, gerekirse kendine ders ya da malzeme çıkaracaksın.

Son yıllarda vasıfsız politikacılarımız siyaset arenasını eli maşalı kadınlar hamamına çevirdiklerinden, eski usul siyaseti mumla arar olduk. Başbakanı, muhalefet lideri her gün meydanlardan birbirine neredeyse ana avrat sövecek olursa, valisi de vatandaşa gönül rahatlığıyla "gavat" der tabii. Az bile.

Oysa, siyasi duruşlarını beğen beğenme, bu memleketten Osman Bölükbaşı'lar, Erdal İnönü'ler, Süleyman Demirel'ler de geçti. İnce esprilerle bezeli konuşmaları, hazır cevaplıkları zekalarına delalet. Kendilerini her eleştireni, kız-erkek demeden önce korumalara dövdürterek, sonra mahkemelerde hapse tıktırtarak susturmaya çalışmadılar.

Erdal İnönü'nün politikacılığı tartışılır belki ama güleryüzü, renkli kişiliği ve zekası asla. Vefat ettiğinde hakkında yazılan çizilen anılar, "ah keşke tanışmış olsaydım" dedirtmişti bana.

Bir miting öncesi SHP milletvekili, İnönü’ye der ki:
- Sayın Genel Başkanım siz iyi konuşamıyorsunuz, bakın Özal’a esip gürlüyor.
İnönü “Peki ne yapacağım?” der. Milletvekili cevap verir:
- Konuşurken masaya yumruğunuzu vuracaksınız, biz şöyle partiyiz, şöyle yaparız, böyle yaparız diye kükreyeceksiniz.
İnönü kürsüye çıkar, yumruğunu masaya vurur ve şöyle der:
- Biz öyle bir partiyiz ki, adamı...
Burada keser: 
- Devamını bu arkadaş söyleyecek.

7 Kasım 2013

"Muhafazakar Demokrat"ı Gözünden Tanımanın 13 Altın Kuralı

1. Akıl fikir adamı değil, gönül adamıdır, sevdi mi gözü kapalı sever. Hazır gözü kapalıyken kıçındaki dona kadar alabilirsin, müstahaktır.
2. Kendisine yüksek tondan uzun cümleler kurulmasını sever. Cümlelerin başı sonu tutmasa da olur; içerik teferruat, ton esastır.
3. Karşısındakinin kullandığı Arapça-Farsça kelime sayısı oranında hidayete erer. İstersen anasına küfret farketmez, zira her Arapça sözcüğü Kur'an sanar.
4. Bademdir ya da olması an meselesidir.

6 Kasım 2013

Bakış Açısı

Sanata saygı arkadaş...

"Ruhum, Dünyanın güzelliğinden geçmeyen bir Cennet merdiveni bulamıyor."
"My soul can find no staircase to Heaven unless it be through Earth's loveliness"
Michelangelo